Akdamar Adası Van’a 47 km , GevaÅŸ İlçesine 7 km mesafede , sahilden 4 km uzaklıkta olan Ada deniz motorlarıyla 20 dakikalık zevkli bir yolculuktan sonra Akdamar Adası üzerindeki aynı adlı Ermeni Kilisesi M.S 915 ile 921 yılları arasında mimar KeÅŸiÅŸ Manuel tarafından Kral I.Gagik’ın denetiminde inÅŸa edilmiÅŸtir. Kutsal Hac’a ithaf eden kilise merkezi kubbelidir ve dört yapraklı yonca biçimli hac plana sahiptir.Kubbenin yerden yüksekliÄŸi 20.40 metredir. Kilisenin etrafını çeÅŸitli bantlar halinde taÅŸ kabartmalarda İncil ve Tevrat’tan alınan dini konular günlük olaylar ve av sahneleri iÅŸlenmiÅŸtir.
Yapılar 1113 tarihinde manastıra çevrilmiÅŸ ve 1895 yılına kadar yöredeki Ermeni PatrikliÄŸinin merkezi durumunda olmuÅŸtur.XIII.yy. sonlarında kilisenin doÄŸusundaki Åžapel 1296’da kilisenin güney batısındaki Åžapel yapılmıştır.Kilisenin giriÅŸ bölümü ile Çan Kulesi XIX.yy baÅŸlarında Jamatun ise 1763’te yapılıştır.
Bir de hikayesi vardır;
Adada yaÅŸayan Papazlardan birinin "TAMARA" adlı genç ve güzel bir kızı varmış.Tamara karşı kıyıda yaÅŸayan bir kürt çobana aşık olmuÅŸtur. Bu gençler haftanın belirli günlerinde gizlice buluÅŸup konuÅŸurlarmış. Bu buluÅŸma her defasında Tamara'nın çobana ışık göstererek ona yol göstermesi ile olurmuÅŸ. Işığı gören çoban onu takip ederek adaya çıkarmış. Bir gün nasıl oluyorsa bu iliÅŸkiden Tamaranın babasının haberi olur. Daha sonra kızına baskı yapıp iÅŸin aslını öÄŸrenen babası Tamara'yı bir odaya hapseder. Çobanın geleceÄŸi günü tesbit eden babası beklenen günde çobanı gözetler ve onun geliÅŸ saatini ayarlar.
Işıkla iÅŸaretini alan çoban göle girip ışığa doÄŸru yüzmeye baÅŸlar, adaya yaklaÅŸan çoban, ışığa doÄŸru yüzmektedir. Ancak ışık hep yer deÄŸiÅŸtirmektedir ve belirli bir yerde durmamaktadır.Sonunda ışık sahilde bir yerde durar ve çobanda oraya doÄŸru yönelir ne varki çoban yorgunluktan bitap düÅŸmüÅŸtür vede onu taÅŸlı sopalı birde sürpriz beklemektedir. Bunu farkeden çoban gerisince yüzmek istemiÅŸse bile buna gücü kalmamıştır.Yorgunluk, taÅŸ ve sopaların etkisi ile çoban sulara batıp çıkmaya baÅŸlar. Son nefesinde, batmadan öncede Ah… TAMARA diye inleyerek gölün mavi sularına gömülmüÅŸtür.
Bu öykü o günlerden günümüze hep anlatıladurmaktadır. Önce adanın adı AHTAMARA iken zamanla dil evrelerinden dolayı günümüze AKDAMAR olarak gelmiÅŸ ve halen ada bu adla zikredilmektedir.