Site Üyeliği      Yeni Üyelik   |   Şifremi Unuttum
Dil seçiniz
Dil seçenekleri ile ilgili çalışma devam etmektedir.

Şanlıurfa
Tanıtım Portalı

GÖNÜLLÜLERİMİZ

Gönüllülerimiz
Arasına katılın!
Siz de gönüllülerimizden biri olup, ülke tanıtımına katkıda bulunabilirsiniz.
YORUMLARINIZ

Kent Hakkında Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın!
Yorumlarınızı sitemizden bizlerle paylaşabilirsiniz.
E-DAVETİYE

E-Davetiye
Gönderin!
Dünyanın her köşesine e-davetiye göndererek şehrinizi tanıtabilirsiniz.
Sitemizi Tavsiye Edin, Paylaşın

Şanlıurfa şehri tanıtım portalı

Şanlıurfa ile ilgili aradığınız bir çok bilgiyi bu tanıtım portalında bulabilirsiniz. Şanlıurfa otelleri, Şanlıurfa turizm aktiviteleri, Şanlıurfa hakkında güncel haberler,Şanlıurfa fotoğrafları, Şanlıurfa yemekleri, Şanlıurfa şehrindeki kültürel etkinlikleri ve Şanlıurfa şehrindeki ilçeler hakkında doğru bilgiye bu tanıtım portalından ulaşabilirsiniz.
 
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Bolu Yedigöller’in,bir akarsuyun farklı kesimlerine heyelan düşmesi sonucunda oluşmuş olduğunu
Sanliurfa Şehri Turizm Aktiviteleri
Rehberlik | Sanliurfa Rehberleri
Birecik

Tarihçe

Arkeol.  Birecik  Anadolu’da  ilk  peleolitik  (eski-taş  devri)  aletin  burada  bulunması  sebebiyle  Anadolu’nun  prehistorik  arkeoloji  litaretüründe  anılır.  1894’ te  J.E. Gautier’in  bulunduğu  bu  alet  iki  yüzlü  (biface amyodöide), kaba  yontulmuş  ve  Aşolleen  ( Acheulleen),  yani  alt  peleolitik  devre  ait  bir  baltadır.  Birecik  baltasının  bulunuşundan  önce    Küçük     Asya’da peleolitik  yerleşmelerin  bulunup bulunmadığı  tartışma  halindeydi.  Bugün,  yüksek  dağlar  dışında,  Anadolu’nun   her  tarafında  yontma  taş  devrinden  itibaren  insan  yaşadığı  tespit  edilmiştir.  (M) Birecik Köprüsü,  Birecik İlçesinde  Fırat  ırmağı  üzerindeki  köprü.  Yakın  yıllara  kadar  Urfa-Gaziantep  devlet  yolu,  Birecik’te  kesintiye  uğruyor,  ırmak  bu  noktada  kayık  ve  sallarla  geçildikten  sonra  yolculuğa  devam  ediliyordu.  1952   yılı  sonunda  burada  bir  köprünün  yapımına  başlandı.  1955   yılı  sonunda  biten  Birecik  Köprüsü  720 m  uzunluğunda  ve  10 m  genişlediğindedir.  Her  iki  tarafında  yayaların  geçmesi  için  birer  metrelik  kesimler  ayrılmıştır.  Birecik  tarafında  55’er  açıklıkta  5 kemer,  Gaziantep  tarafında  ise  26 m açıklıkta  14  bölümü  vardır. (M)  

Bölgesinin  Orta  Fırat  bölümünde  Urfa  iline  bağlı  ilçe  merkezi; 43.587  nüfuslu,  Fırat  ırmağının  sol  kıyısı  üzerinde ,  deniz  yüzeyinden  340 m  yükseklikte kurulmuştur.  Evler  ırmak  boyundaki  dar  bir  düzlükte  ve  bunun  gerisinde  yükselen  dik  bir  yamaç  üzerine  yayılır.  Bu  yamaç  üzerinde  bir  de  kalesi  vardır. Fırat,  Birecik’in  bulunduğu  noktadan  itibaren  aşağıya  doğru  ufak  çapta  nehir  nakliyatına  elverişlidir.  Bu  sebeple  Birecik  eskiden  beri  kara  ve  nehir  ulaşımı  arasında  bir  aktarma  yeri  olarak  önem  kazanmıştır.  Daha  sonraki  devirlerde  İstanbul-Bağdat  demiryolunu  Birecik’ten  değil de  biraz  güneyden  geçmesi  ve  kervan  ticaretinin  eski  önemini  kaybetmesiyle  kasaba  gerilemeye  başladı.  Son  yıllarda  bu  noktada   Fırat     üzerinde   büyük  birköprü   yapılması  kasabanın  önemini  yeniden  artırdı.  Birecik  Urfa’ya  83, Gaziantep’e  63 km  uzaklıktadır. 

 

 

El Sanatları

Eski bir ticaret merkezi olan Birecik’teki çarşıların ve el sanatlarının çok az bir kısmı tarihi kimliğini koruyarak günümüze kadar gelebilmiştir. Uzun çarşı, Urfa Kapısı Çarşısı, Küçük çarşı, Demirci Pazarı, Attar Pazarı, Köşker Pazarı, Keçeci Pazarı, Çulcu Pazarı Birecik’in bilinen çarşı ve pazarlarıdır.

Teknolojinin ilerlemesi ve dolayısıyla Sanayileşmenin gelişmesi neticesinde, Birecik’in tarihi el sanatlarından olan dokumacılık, kilimcilik, kendircilik, bakırcılık günümüzde hemen hemen ortadan kalkmış durumdadır. Kendircilik , keçecilik, köşkercilik ve çulculuk (semercilik) zaanatları az sayıda iş yeri ve usta tarafından günümüzde devam ettirilmektedir.

Kendircilik

Fırat kıyılarının kendir bitkisi yetiştirmeye elverişli olması Birecik ilçesinde bu sanatın gelişmesine neden olmuştur. Kendirin kibritinden ayrılması işi evlerinde kadınlar tarafından yapılır, daha sonra kendir lifleri evlerde ve Fırat’ın iki yakasında kurulan “Kabiye” lerde halat haline getirilirdi. Büyük bir maharet ve ustalık gerektiren bu sanat, fabrika türü naylon halatların üretilmesiyle önemini kaybetmiştir. Kendircilik az da olsa günümüzde bazı ustalar tarafından sürdürülmektedir.

Keçecilik

En eski Türk sanatlarından olan keçecilik, Birecik’te keçeci pazarında icra edilmektedir. Yakın zamana kadar bu çarşıda 8-9 dükkan ve çok sayıda usta tarafından sürdürülen bu sanat, günümüzde üç dükkan ve birkaç usta tarafından devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

Keçecilik Birecik’te uzun yıllardan beri hâlâ devam eden ve son yıllarda teknolojiye yenik düşen bir sanattır. Keçecinin doğuş öyküsü ise şöyle olmuştur; Şanlıurfa’lı genç Keçeci ustalarından Salih Karcı bu sanatın mucidinin Ebu Said Libabid (Libabid: Arapça Keçenin çoğuludur.) adında bir zat olduğunu ve keçeyi nasıl icad ettiğini şöyle anlatmaktadır:

“-Ebu Saide Libabid bugün bizim yaptığımız gibi keçeciliğin bütün işlemlerini yerine getirmiş, ayakta tepme işleminden sonra açtığı keçenin yünlerinin birbirine kaynaşmadığını ve çabuk dağıldığını görmüş. Tepme süresinin az olduğu kanaatine vararak tepmeye devam etmiştir.

Ancak bir daha bir daha açtığında yünlerin kaynaşmadığını yeniden gözlemiştir. Tepme işine 40 gün devam eden Ebu Said, yine başaramayınca üzüntüsünden ağlamaya başlamış. Hem ağlayıp hem tepmeye devam ediyormuş. Keçeyi açtığında göz yaşlarının düştüğü yerlerde yünlerin kaynaştığını büyük bir sevinçle fark etmiş ve böylece tepme işlemi sırasında yüne su vermek gerektiğini öğrenmiştir.

Yapılan Keçe Türleri

Ev Keçesi:Evlerde günlük yaygı olarak kullanılan bu keçeler siyah, mor yada beyaz renkli olurlar. Üzerleri nakışlı olup 2 cm. kalınlığında yapılırlar.

At Keçesi:Çıplak at’ın üzerine atılarak eğer vazifesi görülür. Bazen üzerine eğer yerleştirilir. 2 cm kalınlığında olan keçenin üzerinde değişik renklerde zikzak ve ay yıldız nakışları bulunur.

Sedir Keçesi:Ev keçesi gibidir. Sedir üzerine serildiğinden ölçüleri buna göre ayarlanır.

Çoban Keçesi: “Kepenek” adıyla da anılan bu keçe türü, çobanlar tarafından giyilmektedir. Beyaz yada mor yünden yapılan bu keçe genellikle nakışsız olmaktadır. Ancak göğüs kısımlarının nakışlı olanlarına rastlamak mümkündür. Tek parça halinde yapılan, yaz güneşinde kalın gölge sağlamasından dolayı serinlik, kışın ise sıcaklık veren çoban keçeleri dikişli ve dikişsiz olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Ustalık ve itina işletmesi bakımından bunların dikişsiz türleri daha değerlidir.

Kış Keçesi:beyaz yünden, düz ve nakışsız olarak yapılan bu keçelerin çevresi “çirtik” tabir edilen zikzaklı bir şekildedir. Yapıldıktan sonra yün boyası ile tamamen turuncu veya pembe renge boyanır.

Kış aylarında evlerde ağırlanan misafirlerin oturdukları yün minderler üzerine serildiğinde ebatları alttaki minderin ölçüsüne göre değişmektedir.

Birecik’te Keçenin yapılışı

Yünler, kiriş gerilmiş ağaç yaya Hallaç tarafından tokmakla vurulmak suretiyle kabartılır. Yere serilen Amerikan bezi üzerine ham keçeden kesilmiş renkli nakışlar dizilir. Bunların üzerine kabartılmış yünler serilir. Serilen yünler el ile sulanarak yerde ağaç bir direğe rulo yapılmak suretiyle sarılır. Rulonun her iki ucu ve çevresi kendir ile iyice bağlanır. Ayakta tepme işlemine geçilir. Keçenin büyüklüğüne göre iki yada beş kişi ile yapılan tepme işleminde rulo ayakla ileri geri hareket ettirilerek vurulur. Yarım saat süren bu ilk tepme işleminden sonra rulo açılır. Keçenin dağınık kenarları düzlenir. Tekrar su serpilerek ağaç direğe sarılır. Üç saat sürecek olan ikinci tepme işlemi başlar. Bu işlem sonun da yünler sıkışmış, ancak birbirine tam olarak kaynaşmamıştır. Buna “Ham Keçe” denilmektedir. Sıra ham keçenin pişirilmesine gelmiştir. Mahmut Paşa Hamamı’nın ılıklık bölümüne götürülen keçe, bir insanı kucaklayıp göğüsle dövebileceği bir şekilde katlanır ve hamamın sekisi üzerinde çevrilmek suretiyle göğüsle dövülür. Keçeyi göğüsleyenin teri, hamamın sıcaklığı ve su, yünlerin iyice kaynaşmasını sağlar. Beş saat süren bu işlem çok yorucu olur sanatın en zor yanıdır.

Hamama getirilen keçenin eğrilmiş kenarları düzlenir, tekrar direğe sarılarak 15-20 dakika son tepme işlemi yapılır. Bundan sonra hazır duruma gelen keçe açılarak gölge yada güneşte kurumaya bırakılır.

Günümüzde hamamda göğüsle dövme işlemi tamamen terk edilmiş olup, bu işlem dükkanlarda makineler ile yapılmaktadır.

 

Çulculuk (semercilik)

Merkep ve at gibi binek hayvanların üzerine atılan semerleri yapan, bu sanatla uğraşanlara çulcu denir.

Eskiden deve üzerine atılan ve ” havut” denilen planların da bu meslekle ilgisi vardır. Fakat deve neslinin, gittikçe tükenmekte olması bu sanatın Birecik’te yok olmasına neden olmuştur.

Günümüzde taşımacılığın motorlu araçlarla yapılması neticesinde at, eşek ve deve gibi hayvanlar önemini yitirmiş, dolayısıyla “çulculuk” zanaatı 1-2 dükkan dışında hemen hemen terkedilmiştir.

 

Şarapçılık

Birecik’te saraççılık hâlâ devam etmekte olup yalnız eskiye oranla bu işle uğraşanların sayılarında azalma görülmektedir. “Kösele” denilen kalın deri ve normal ince deri ile hayvana, koşum takımları, kemer, silah kılıfı, mermi kılıfı, çanta gibi avcı gereçlerinin yapıldığı sanata saraççılık bu işle uğraşanlara da saraç denir.

Ata ve atçılığa verilen önem dolayısıyla Saraççılığın eski Türk sanatları arasında önem- li bir yeri vardır. Birecik’te eskiden 20-25 dükkanın yer aldığı ancak günümüzde 2-3 dükkan bulunmaktadır. Özellikle atın toplum hayatındaki yerini kaybetmiş olması Saraççılık sanatının gerilemesine sebep olmuştur. Saraççılık sanatında deri malzeme yanında toka, düğme, çıt çıt, zincir gibi metal malzemeler de kullanılmaktadır.

Ağaç oymacılığı

Birecik,  birr kültür şehridir. Birecik evlerinin kapı, pencere, dolap kanatlarına sandık ve ayna gibi diğer ahşap eserlere bakıldığında ağaç oymacılığının Birecik’te çok eski ve parlak bir geçmişe sahiptir. oruz.

Marangozluk sanatı, Birecik’te ustalar tarafından sürdürülmektedir. Bu ustalar marangoz pazarı denilen çarşıda halen sanatlarını sürdürmekte, adından da anlaşılacağı üzere kaba ürünler mal su değdirilerek daha da çabuk tahrip olmasına yol açılan kapı ve pencerelerde kullanılmış olması bunların çok eski örneklerini günümüze kadar getirememiştir.

Kapı ve pencere kanatları dışında Birecik’te ağaç oymacılığın güzel örneklerinin oda duvarları kaplamaları, tavanlarda, sandıklarda ve ayna çerçevelerinde rastlanılmaktadır.