Site Üyeliği      Yeni Üyelik   |   Şifremi Unuttum
Dil seçiniz
Dil seçenekleri ile ilgili çalışma devam etmektedir.

İçel
Tanıtım Portalı

GÖNÜLLÜLERİMİZ

Gönüllülerimiz
Arasına katılın!
Siz de gönüllülerimizden biri olup, ülke tanıtımına katkıda bulunabilirsiniz.
YORUMLARINIZ

Kent Hakkında Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın!
Yorumlarınızı sitemizden bizlerle paylaşabilirsiniz.
E-DAVETİYE

E-Davetiye
Gönderin!
Dünyanın her köşesine e-davetiye göndererek şehrinizi tanıtabilirsiniz.
Sitemizi Tavsiye Edin, Paylaşın

İçel şehri tanıtım portalı

İçel ile ilgili aradığınız bir çok bilgiyi bu tanıtım portalında bulabilirsiniz. İçel otelleri, İçel turizm aktiviteleri, İçel hakkında güncel haberler,İçel fotoğrafları, İçel yemekleri, İçel şehrindeki kültürel etkinlikleri ve İçel şehrindeki ilçeler hakkında doğru bilgiye bu tanıtım portalından ulaşabilirsiniz.
 
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Burdur’daki Salda Gölü’nün 184 m derinliği ile Türkiye’nin en derin gölü olduğunu
Rehberlik | Icel Rehberleri
Tarsus 1830

Anadolu'nun en eski yerleşim alanlarından biri olan Tarsus, yazılı tarih dönemleri ardından kurulan birçok krallıkların, Antik Çağlar'da da Kilikya'nın başkenti olmuş; tarihi, kültürel ve ekonomik yönleriyle Ön Asya ve Anadolu'nun en önemli kentlerinden biridir.

 

Hristiyanlar'ın en önemli Havarileri'nden St. Paulus'un doğum yeri olması, bir haç kenti özelliği taşımasıyla, bu dinin yayılmasında önemli bir yere sahiptir

Orta Çağ ve Yeni Çağlar'da İslam ve Türk kültürünün yoğunlaştığı bir bilim merkezi olarak, yüzyıllar boyu varlığını sürdürmüş; özellikle 19. yüzyılda bölgenin en gelişmiş ticaret ve tarım merkezi olmuştur. Ancak bu yüzyıldan itibaren alüvyonal dolgu nedeniyle limanının işlevini yitirmesi, sığ akarsu ve Aynaz (Rhegma) gölünün büyük tonajlı gemilerin giriş ve çıkışına elverişli olmaması nedeniyle, Adana ve Mersin gibi hızla gelişen iki büyük metropolün orta yerinde, bu iki kent sistemi içinde yer almıştır. Mersin limanına yakınlığı, kara ve demiryolları kavşağı üzerinde yer almasıyla; günümüzde de tarım, ticaret ve tekstil sanayinde, İçel`in Mersin'den sonra gelişmiş en büyük ilçesidir.

TARİHÇE

Tarsus kentinin kuruluşuna dair efsane ve söylenceler.

Hitit Çağları'ndan itibaren Tarsus'a ait pek çok kil tablet, kitabe, sikke ve yazılı belgeler günümüze kadar gelmiş olup, kentin simge olarak kullandığı tanrı ve mitolojik kahramanların bu belgelerde yer alması efsanelerin ve söylencelerin ana kaynağını oluşturmuştur.

Kuruluşu 8000 yıl öncelerine Yeni Taş Çağı'na dayanan Tarsus'un, adını Kent Tanrısı Sandon'dan (Baal Tarz) aldığı bilinmektedir.

Tarsus'un ismi ve kuruluşu hakkında, mitolojilerde ve eski yazarların anlatımlarında çeşitli bilgiler vardır. Bunların hemen hepsi Roma Çağları'nda, özellikle Ağustos döneminde ortaya çıkmıştır ve hiçbiri tarihi bir gerçek olarak kabul edilemez.

Mitolojiye göre, Antik Çağlar'da Tarsus Çayı'na, Kilikya'nın yerli halkı Cydnos adını vermiştir. Cydnos, mitolojide nehir tanrısına verilen isimdir. Azra Erhat, Cydnos için şöyle yazar:"Kilikya'da bugün Tarsus Çayı diye bilinen ırmağın tanrısı. Ana tarafından lapetos'un torunu sayılır. Cydnos'un Parthenios adlı bir oğlu olduğu ve Cydnos Irmağı'nın denize döküldüğü yerde bir kent kurup ona Parthenia demiştir. Burası da bugünkü Tarsus'dur."

Mitolojideki Pegasus (kanatlı uçan at) yada Bellerofontes, Kilikya ovasında yolunu şaşırmış ve Tarsus'un bulunduğu yerde ayağı sakatlanmış olduğundan kente Latince ayak tabanı anlamına gelen Tarsos adı verilmiştir.

Diğer bir efsaneye göre kentin kurucusu eski Kilikya Tanrısı Sandon ile bir tuttukları Herakles'dir. Herakles'in resimleri MÖ 4. yüzyıla ait Tarsus sikkeleri üzerinde bulunmaktadır.

Antik gezgin ve coğrafyacı Strabon, "Coğrafya" kitabında kentin kuruluşuyla ilgili olarak:"Tarsos'a gelince o, bir ovada uzanır. lo'yu araştırmak üzere Triptolemosla birlikte dolaşan Argoslular tarafından kurulmuştur." şeklinde bir bilgi verir.

Bir efsaneye göre, bu kentin kurucusu Perseus'dur. Mitolojinin kahramanlarından biri olan Perseus, Hitit döneminde Andrasos olarak bilinen bir köyün yerinde Tarsus kentini kurmuştur.

Diğer bir efsaneye göre Tarsus, Tarım Tanrıçası Demeter'in oğlu Triptolemos tarafından kurulmuştur. Antik Çağ'da Tarsus önemli bir tarım merkeziydi ve bu özelliği antik Tarsus sikkelerinde betimlenmiştir.

Tarsus adı ve kentin Kilikya Kralı Syennessis'in yönetim merkezi olduğu, ilk defa MÖ 401 yılında Ksenephon'un "Anabasis" kitabında belirtilmektedir. MÖ 5. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Tarsus'a ait sikkeler üzerinde, kentin ismi gerek Aramice ve gerekse Grekçe yazı ile Tarz ve Terzi şekillerinde görülmektedir. Tarsus'un bu şekilde bilinen adına çok daha önceleri Asur kaynaklarında rastlanılmaktadır. Asur kaynaklarında, önce Kilikya'nın merkezi olarak bildirilen Tarsus, Asur Kralı 3. Salmannassar (MÖ 859-825) ve Sanherib'e (MÖ 704-681 ) ait belgelerde Tarzi şeklinde anlatılmaktadır.

Gözlükule Höyüğü'nde yapılan kazılar, bu yörede ilk yerleşmenin Yeni Taş Çağı dönemiyle başladığı ve Orta Tunç Çağı'na değin kesintisiz sürdüğünü ortaya koymuştur. Bir süre Asur egemenliğinde kalan yöre, daha sonra Persler'in, MÖ 333'te ise Alexander'in (İskender) yönetimine geçmişti. MÖ66'da Kilikya bir Roma vilayeti olunca, Tarsus'da buranın merkezi durumuna getirilmiştir. Kent, önceleri Tarsos adıyla anılmış, sonradan bu ad Latince'de Tarsus olmuş ve zamanımıza kadar gelmiştic63Tde Araplar'ın üstünlüğünü kabul eden Tarsus, daha sonra Bizanslılar ve Araplar arasında sürekli el değiştirdi. 965'de Bizanslıların, 1082'de Selçuklular'ın, 109Tde Haçlılar'ın eline geçen Tarsus,1516'da Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı imparatorluğu zamanında Adana'ya bağlı olan Tarsus, 1832 yılında Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa kontrolüne geçer. 1839 yılında tekrar Osmanlı İmparatorluğu'na katılan Tarsus, yeniden Adana vilayetinin kazası olur ve 1933 yılında İçel'e bağlanır.

Tarsus bu dönemde büyük bir gelişme gösterdi. Tarım ve ticaretin yanı sıra, Cydons'un yatağı taranarak büyük gemilerin bu akarsuda sefer yapmalarının sağlanmasıyla, Doğu Akdeniz, deniz ve karayollarının birleştiği büyük bir ticaret ve kültür merkezi haline geldi. Strabon, Tarsus'daki kültür yaşamı hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler vermektedir. Strabon, birçok filozof, dil bilgini ve şairlerin Tarsus'da yaşadığını, onların kültür hayatına olan etkilerini, her konuda büyük bir gelişme içindeki Tarsus'un bir bilim ve üniversite kenti olduğunu, halkın felsefeye ve diğer bilim dallarına büyük ilgi gösterdiğini ve bunları öğrenmeye istekli olduklarını; Tarsus'un bu konuda İskenderiye ve Atina'yı geçtiğini yazmaktadır. Strabon'dan, Tarsus'da eğitim görenlerin yerli halktan olduğunu ve yabancıların nadir olarak geldiğini, eğitimini bitirenlerin bir kısmının yabancı ülkelere giderek orada eğitimlerine devam ettiklerini öğreniyoruz. Ayrıca Tarsus'da stoik filozoflardan Antipator, Arhedemos, Nestor, Athenedoros kentleri dolaşarak okul açan Phutiades ve Diogenes, edebiyatçılardan Artemidoros ve Diodoros, Dionysides'in yaşadığını yazar. Strabon Tarsus hakkında verdiği bilgilerin sonunda Roma kenti, Tarsuslu alimleri iyi ispat edebilir; çünkü, Roma gerek Tarsus'dan gerek İskenderiye'den gelen bu gibi alimlerle dolu olduğunu belirtir. Bu bilgilerden Tarsus'un ticaret kenti özelliği yanında kültür ve üniversiteler kenti de olduğunu ayrıntıları ile öğreniyoruz.

Tarsus'da Antonius döneminde antik bilim adamlarının yazdıkları büyük kitaplar toplanarak,200.000 ciltlik, dünyada eşi bulunmayan bir kütüphane oluşturulmuştur. Tarsus'daki üniversitede, Atina ve İskenderiye üniversitelerinden daha da ünlü idi. Tarsus'da bulunan yazılı kitabelerde, buranın özgür bir kent olduğu yazılıdır Tarsus'un özgür kurumlarından, St. Paulus ve birçok filozoflar faydalanmışlardır. Kozmopolit bir kent olan Tarsus, Roma yasalarına göre yönetilmiştir

Yunan kaynaklarında, Tarsus'daki tarihi eserler hakkında verilen bilgilerde: krallık sarayları, pazar yerleri, caddeler, köprüler hamamlar, çeşmeler, haller, akarsu sahilinde gençlere ait gymnaziyum, stadyum ve Paulus Tapınağı anlatılmaktadır.

Xenophon'dan sonraki antik yazarlar, Cydnos akarsuyunun kentin ortasından geçtiğini yazmaktadırlar. Strabon, Cydnos'un gymnaziyumun yanından geçtiğini, ilk önce Regma denilen bir göle döküldüğünü, burasının Tarsus'un limanı olduğunu ve orada gemi tezgahları ile ticarethanelerin bulunduğunu yazar. Günümüzde de liman etrafında ve liman ile Tarsus arasındaki alanda yerleşim olduğunu ispat edecek izler vardır. Cydnos'dan Tarsus'a kadar gemilerin gelebilmesinin mümkün olduğu birçok yazar tarafından belirtilmekle ve antik Tarihçi Plutarkhos, Kleopatra'nın M.Antonius'u filosu ile birlikte Tarsus'da ziyaret ettiğini yazar.

Tarsus, Orta Çağ'da birçok Arap ve İslam bilgininin ilgi konusu olmuştur. Bunlar, Tarsus'un büyük ve güzel bir kent olduğunu, iç içe iki suru olup, surların beş kapısı ve etrafında hendekleri bulunduğunu yazmaktadırlar.

Arap Coğrafyacılar İbni Havkal (943), İstahri (951), İdrisî (12.yüzyıl) ve Ebü'I Fida (1273-1331 ) ile İranlı Coğrafyacı İbn Hurdazbih (820-912), Süryani tarihçi, filozof Abü'I-Farac İbn-ü'I İbri (1226-1286) yöreyi ve Tarsus'u ziyaret etmişlerdir. Bunlardan Coğrafyacı İbn-ü'I Fakih'in eserinde"Ebu Süleyman Ferec'in 788 yılında, 5 kapısı ve 87 burcu olan Tarsus kentini ve surlarını onardığını"yazması, Müslüman Araplar'ın kente verdikleri önemin bir örneğidir.

Ünlü Osmanlı Kaptanı, Coğrafyacı ve Haritacı Piri Reis'in (1465-1554) yazdığı "Kitab-ı Bahriye"adlı eserinin 4. cildinde Tarsus'la ilgili bilgiler bulunmaktadır. "...Tarsus deniz kenarından üç mil kadar içerde ova üzerinde kurulmuş bir kasabadır. Önünden Tarsus Çayı akar. Burada bulunan gölün (Rehgma=Aynaz) içine sandallar girerek 6 kulaç suda demir atarlar."

1671 yılında Tarsus'a gelen Evliya Çelebi, Tarsus hakkında şu bilgileri vermektedir:"... Tarsus kalesi bir düzlük üzerinde, denizden bir saat uzaklıkta, daire biçiminde olup Halife Memnun yapısıdır. Çevresi 500 adım, iki kat sağlam bir kaledir Tümüyle hendekle çevrilidir. Kalenin içinde üstü toprak damlı evlerle dolu üç mahalle vardır. Kalenin üç kapısı (batıda iskele, doğuda Adana, kuzeyde Bağ kapıları) vardır. Mevcut 15 cami içinde Eski Cami hicretten 300 yıl önce yapılmış, kiliseden bozma bir yapı idi.

.... Geriboz kapısının iki yanında arslan, kaplan ve ejderha suretleri vardır ki, insan görünce korkar. Avının üstüne konmuş bir doğan sureti vardır ki sanki canlıdır. Bu garip acayip eserlerin tümü mermer taşından yapılmıştır. Yine bu kapının iki yanında beyaz mermer kitabeler içinde renk renk kufi yazı ile Arapça ve Süryanice yazılmış görmeye değer yazılar vardır ki, insan hayran kalır.

... Tarsus'da ayrıca 6 medrese, 7 sıbyan mektebi, 2 hamam, 2 han ve 317 dükkan vardır. İbrahim Halife Camii'ne bitişik 80 dükkan kâgir bina kentin bedestenidir. Tüm sokakları kaldırımsızdır. Çünkü, temiz kumlu yollar olduğundan asla çamur olmaz. Tatlı limonu, turuncu, zeytini, inciri, nar, hurma ve servileri, şeker kamışı, pamuğu meşhurdur. Verimli sahradır, âlâ camus yeridir. Bu kale içinden Bulgar Akarsuyu geçip Akdeniz'e karışır Bu kentin suyu ve havası ağır olduğundan, bahardan sonra kentte bir tek kişi kalmayıp Bulgar yaylasına çıkarlar. Bu kalenin kuzey tarafında küçük bir iç kaleciği vardır. Gayet mamurdur. Her tarafı hendektir. Etrafı 500 adımdır. Yedi kuledir. Dizdarı ve neferleri yaylaya gidemediklerinden renkleri sarıdır. Halkı Türkmen'dir. Arap fellahları da vardır. Minareleri Arabistan tarzındadır." Haçlı Seferleri ardından yörede kurulan Kilikya Ermeni Krallıkları'nın egemenliğine, Ramazanoğulları Türkmen Beyliği son verdi. Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi ardından 1517 de Osmanlı egemenliğine giren Tarsus, önce Kıbrıs Eyaleti'ne, daha sonra da Adana Eyaleti'ne bağlı bir sancak merkezi oldu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun güçlü koruması altında 1832 yılına kadar herhangi bir işgale uğramayan Tarsus, bu yılda Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın, Çukurova'yı işgal etmesi ile8 yıl kadar Mısır egemenliğinde kaldı. Bu dönemde Tarsus ovası yeni baştan planlı bir tarımsal üretime açılmış, Mısır'dan getirtilen uzun lifli pamuk burada daha geniş alanlarda üretilmeye başlanmıştır. Bataklıklar kurutulmuş, yeni su kanalları açılmış, Mısır'dan deneyimli tarım işçileri getirtilerek verimli ürün elde edilmiştir. 1839'da Kütahya anlaşmasıyla Osmanlılara iade edilen Tarsus, kitabımızın Osmanlı bölümünde belirtildiği gibi 19. yüzyılın ortalarından itibaren dünya ticaret sistemine Mersin limanı yoluyla bağlantı kurmuş, kent bu dönemde kültür, ticaret ve özellikle tarım ve tarıma bağlı ekonomide, büyük gelişmeler elde etmiştir. ilçede halen ayakta duran tarihi mahallelerde gördüğümüz kimisi saray yavrusu, iki-üç katlı varsıl konutlar, bu dönem zenginliğini yansıtan sivil mimarlık örnekleridir İlçede büyük bir grup oluşturan Gayrimüslimlere ait çok sayıda kilise inşa edilmiş, halen önemli bir eğitim kurumu olan Tarsus Amerikan Lisesi, Amerikalılar tarafından kurulmuştur.

Tarsus, 1877'de Adana Vilayeti'ne bağlı bir sancak olmuştur. 3000 yıl süreyle kesintisiz devam eden önemli konumuyla yüksek uygarlık düzeyine çıkan Tarsus, 19. yüzyıl sonlarında yapılan ihmaller sonucunda denizle bağlantısı kesilmiş, deltadaki Aynaz gölü bataklığa dönüşmüştür. Bu kentin gelişmesini etkileyen başlıca olumsuz faktörlerden biridir. I. Dünya Savaşı'nın ardından 17 Aralık 1918'de Fransızlar tarafından işgal edilmiş, Ulusal Bağımsızlık Savaşı'nın ardından 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara anlaşmasıyla işgal sona ermiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile birlikte bataklıklar kurutulmuş, Berdan Çayı üzerinde baraj inşa edilmiş, her türlü tarımsal üretime elverişli çalışmalar yapılmış,karayolu ve demiryolu ağlarının üzerinde olmasıyla yeniden hızlı bir gelişme içine girmiştir. ilçede başta tekstil olmak üzere çok sayıda sanayi kuruluşu faaliyet göstermektedir.

 

TARİHİ ve KÜLTÜREL ÇEVRE

 

Gözlükule Höyüğü

Kentin güneydoğusunda bulunan, bugün ağaçlandırılmış ve park olarak kullanılan 300 m uzunluğunda ve 22 m yüksekliğinde bir höyüktür. Burada 1934-1938 ve 1947 yıllarında Hetty Goldman tarafından yapılan arkeolojik kazılarda, yerleşimin Yeni Taş Çağı'nda başladığı ve İslam dönemine kadar kesintisiz devam ettiği anlaşılmıştır. Gözlükule'de Yeni Taş Çağı'na ait yapı kalıntıları, obsidien araç ve gereçler, ok uçları, küçük mızraklar, seramikler; Bakır Taş Çağı'na ait ölülerin gömüldüğü küpler, çanak çömlekler, tabanı yuvarlak taşlarla kaplanmış gıda depoları; Bronz Çağı'na ait silahlar, mühürler, dörtgen planlı taş ve kerpiç evler gibi mimari kalıntılar bulunmuştur. Gözlükule'den çıkarılan eserler, Adana ve Mersin müzelerinde sergilenmektedir. Höyükle ilgili ayrıntılı bilgiler kitabın tarihçe bölümünde verilmiştir:

 

Donuktaş (Dönüktaş)

Tekke Mahallesi'ndedir. Anadolu'da Antik Çağlar'dan günümüze kadar gelebilen ve ne amaçla yapıldığı uzun yıllar tartışılan bu anıtsal yapı kalıntısının, bir Roma Tapınağı olduğu anlaşılmıştır. Dış duvarlarının uzunluğu 115 m, genişliği dıştan dışa 43 m, yüksekliği 7 m, kalınlığı 6.60 m'dir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden Nezahat Baydur'un yürüttüğü kazı çalışmalarının sonuçlarına göre, bu yapının bir tapınak olduğu anlaşılmıştır.

 

Çoğunluğu kaba mutfak kabı türünden Roma Çağı seramiği ile Bizans ve Osmanlı dönemi seramik parçaları karışık durumda ele geçmiştir içlerinde bir Helenistik parça ile Demir Çağı'na ait birkaç parça vardır. Roma Çağı'na ait tüm ya da tümlenebilen pişmiş topraktan kandiller, biri yılanbaşlı. ötekiler geometrik bezemeli 3 cam bilezik ve biri II. Constantius'a ait, öteki Geç Bizans döneminden 2bronz sikke bulunmuştur. Donuktaş'ı gören gezgin Barbaro, 1545 yıllarında yazdığı eserinde buranın bir saray olduğunu belirtir. 19. yüzyılda yöreye gelen gezgin ve araştırmacılardan Raoul Rochet'e göre: "Yunanlılar tarafından eklemeler yapılmış bir mezardır" diye yazar. F. Rawden Chesney'e göre, burası olasılıkla bir Jüpiter Tapınağı'dır. Mak-Ketner ise ne olduğunu anlayamamıştır. Ancak Yunanlı Pagan Tarihçi Zosimos'u kaynak göstererek buranın Julien Aposta'nın kemiklerinin İran'dan Tarsus'a getirilerek, bu görkemli mezarın yapıldığını nakletmektedir. Hollanda'nın Tarsus Konsolosu Bârker, 1835'deyazdığı "Kilikya" adlı eserinde: "Donuktaş, bir kral ailesinin mezarıdır. Fakat Serdanâpal'in (Asurbanipal)mezarı değildir. Çünkü Serdanapol Ninova'da yakılmıştır" demektedir. Donuktaş, bazı yayınlarda Jupiter Tapınağı olarak da geçmektedir.

Antik Cadde

Sezar, Hatip Cicero, Kleopatra, Mark Antonius, St.Paulus ve nice tarihi kişiler bu cadde üzerinde yürümüşlerdir.

1993 yılında Tarsus Belediyesi'nin Cumhuriyet alanında başlattığı temel hafriyatı ile ortaya çıkmıştır. 1995 yılında Berdan Tekstil Sanayi ve Ticaret AŞ'nin katkılarıyla, L. Zoroğlu'nun başkanlığında; 8000 metrekarelik alanda yapılan arkeolojik kazılar sonucunda, doğu-batı yönünde bir cadde ile çevresinde çeşitli dönemlere ait yapı kalıntıları ortaya çıkmıştır.

 

7 m genişliğinde bazalt taşları ile kaplı cadde, balık sırtı profillidir. Her iki yanında yüzey sularının drenajı için kum taşından yapılmış, iç bükey şeklindeki yağmur kanalları bulunmaktadır. Caddenin en ilginç özelliği ise, altında 2.20 m yüksekliğinde, 70 m genişliğindeki bir ana kanalın varlığıdır. Bu büyük kanal, sel sularını çevreye zarar vermeden Rehgma Lagün gölü yönünde tahliye etmekteydi.

Caddenin iki yanındaki podyum üzerinde 2 m aralıklarla 1.20 m çapında sütunlar bulunmaktaydı. Korint tipi başlıklar taşıyan bu sütunların oluşturduğu revakın bir çatıyı desteklediği tespit edilememiş.

Yolun diğer kıyısında ise henüz bir revak bulunamamıştır L. Zoroğlu'na göre, caddeden daha sonra inşa edilen bu sütunlu revak, büyük olasılıkla Roma İmparatoru Hadrianus'un Tarsus'u ziyareti nedeniyle yapılmıştır.

Bu çalışmalar kapsamında kazı alanının güneybatısında 2.yüzyılda yapılmış olduğu anlaşılan bir eve ait mozaik avlu bulunmuştur.

 

Kleopatra Kapısı (Deniz Kapısı)

Tarsus'lu yerli halkın "Kancık Kapı" olarak adlandırdığı Kleopatra Kapısı ayakta kalan tek antik kent kapısıdır. Bizans döneminde inşa edilen kent surlarının Dağ kapısı, Adana kapısı ve Deniz kapısı bulunuyordu. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken, bu kapı için "İskele Kapısı" diye yazmıştır. Yapımında kesme taşlar ve horasan harcı kullanılmış, kemeri at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 6.17 m, derinliği ise 6.18 m'dir.

 

İç içe iki surdan oluşan kentte, savaş anında kapılar kapanmaktaydı. Kleopatra kapısı da bu surların kapılarından birisidir. Mısır'ın ünlü Kraliçesi Kleopatra'nın Romalı General Antonius ile Tarsus'da buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlükule de büyük bir törenle karşılanarak, Deniz kapısından kente geldikleri söylenir. Bu nedenle Deniz kapısına Kleopatra kapısı da denilir. Deniz kapısı daha sonraki yıllarda yıkılmış, yerine devşirme taşlardan bugünkü kapı yapılmıştır. Son yıllarda yapılan restorasyonla kapının orijinal özelliği kalmamıştır.

 

St. Paulus Kuyusu

St. Paulus MS 3 yılında Tarsus'da doğmuş ve babasının mesleği olan çadır bezi dokumacılığı yapmıştır. Musevi Roma vatandaşı olan Aziz, ilk öğrenimini Tarsus'da, yüksek öğrenimini Kudüs'de tamamlamış, daha sonra Hz. İsa'nın Havarisi olmuştur. Tarsus'da S. Paulus'un doğduğu ve yaşadığı ev olarak bilinen yapı kalıntısının ortasında bulunan kuyunun suyu, halk arasında şifalı olarak bilinir.

Bazı Hristiyanlar, Hacı olmak için Kudüs'e gitmeden önce Tarsus'a uğrayarak St.Paulus'un kuyusundan şifalı ve kutsal suyu içerler Bu nedenle St.Paulus kuyusu, Hıristiyanlarca önemli bir ziyaret merkezidir.

 

Altından Geçme (Roma Hamamı)

Kentin merkezinde anıtsal antik bir yapı kalıntısı olarak göze çarpar. Tuğladan örülü, altından motorlu araçların da geçebileceği büyük kemer ve hamam duvarlarının bir kısmı, 19. yüzyıla ait konutların içinde kalmıştır. Bu kalıntılar Roma döneminde kente teraziler ve kemerlerle su getirilmesinden sonra inşa edilen hamam kalıntısına aittir.

 

Eski Hamam

Yeni Vakıf İşhanı'nın yanında, Roma döneminden kalma bir hamamdır. Altından Geçmenin uzantısı, Eski Hamam'ın olduğu yere kadar uzanır. Kapının yanındaki kitabede H. 1290, M.1873 yılında onarım gördüğü yazılıdır. Efsanevi Yılanlar Padişahı Şahmeran'ın burada kesildiğine ve kanının bu hamamın duvarlarına sıçradığına inanıldığından "Şahmeran Hamamı" da denilmektedir.

 

Roma Yolu

Roma yolu, Tarsus'a 15 km uzaklıkta Sağlıklı köyünün yukarı kısmında bulunmaktadır. Roma yolu yüksek bir yerde olup, buradan Tarsus ve civarı sahile kadar görülebilmektedir. Yolun genişliği 2.94 ile 3.00 metre arasında değişmektedir. Sağlam kalan yerlerin uzunluğu 3 km kadardır.

 

Jüstinianus Köprüsü (Baç Köprüsü)

Adana-Ankara karayolunun Tarsus girişinde ve kuzeyinde bulunan bu üç gözlü köprü, Bizans imparatoru Jüstinianus tarafından Tarsus Çayı üzerinde inşa ettirilmiştir. Eski dönemlerde köprü geçişinden para alınması nedeniyle, bu köprüye vergi anlamına gelen "Baç" adı verilmiştir.

 

Eski Cami St. Paulus Kilisesi

Çarşı başındaki kilisenin 1102 yılında St. Paulus Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir Roma sitilinde kalın ve yüksek duvarları, iç kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın sütunları ile dikkat çekicidir 1415 yılında Ramazan oğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilmiştir

Bilali Habeşi Mescidi

Arap ordularının Tarsus'u fethi sırasında Hazreti Peygamberin müezzini olan Bilali Habeşi, şimdiki mescidin bulunduğu yerde ezan okuyup namaz kıldırmıştır. Kutsal sayılan bu yerde mescit ve kuyu yaptırılmıştır.

 

Mehmet Felah Türbesi

1342 yılında Tarsus'u Ermenilerden alan ve sonra şehit düşen Harzemli Felah Oğlu Nurettin'in türbesidir. Demir kapıdaki bu türbede adak adanır, mum yakılır.

 

Kubat Paşa Medresesi

1557 yılında Kubat Paşa tarafından kesme taştan yaptırılmıştır Batısında, dışa taşkın bir giriş portali vardır. Girişteki eyvanın karşısında dört basamakla çıkılan asıl eyvan yer alır. Bunun üstü pandantifler aracılığıyla ana duvara oturan kagir ile örtülüdür. Bu eyvanın güneyinde mihrap bulunmaktadır. Asıl eyvan ile geniş eyvanın yanlarındaki odalar manastır tonozuyla örtülüdür. Avlunun kuzey ve güneyinde öğrenci odaları yer alır. Kubat Paşa Medresesi, bugün Tarsus Müzesi olarak kullanılmaktadır.

 

Ulu Cami

Ulu Cami, i 579 yılında Ramazan oğlu Piri Paşa'nın oğlu İbrahim Bey tarafından St. Pier Kilisesi kalıntılarının üzerine erken dönem Osmanlı üslubunda yapılmıştır. inşaatında tümüyle kesme taş kullanılan 47x13 m boyutlarında dikdörtgen planlı tek minareli camiye, kuzey yönünden abidevi taç kapıdan girilir. Taç kapı, Memluk mimari özelliklerini taşıyan siyah beyaz mermerlerle süslüdür. Doğu-batı doğrultusunda baklava dilimli mermer sütunların taşıdığı i 6 kubbeli, revaklı avludan 5 kapı ile ibadet mekânına girilir Caminin içi doğu-batı doğrultusunda üç nefe ayrılır. Mukarnaslı mermer mihrabı, klasik Osmanlı üslubunda yapılmıştır. Caminin iç mekanı sütunları "İran Kemeri" denilen yarı sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Caminin doğu kısmına bitişik türbede Şit Aleyhisselam, Lokman hekim ve Halife Memun'un mezarları vardır.

 

Eski Cami - St. Paulus Kilisesi

Çarşı başındaki kilisenin 1102 yılında St.Paulus Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir. Roma sitilinde kalın ve yüksek duvarları, iç kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar derin pencereleri ve kalın sütunları ile dikkat çekicidir. 1415 yılında Ramazan oğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilmiştir.

 

Makam-ı Şerif Camii ve Daniyal Peygamber Kabri

Makam-ı Şerif Camii, kentin merkezinde 1857 yılında yapılmıştır Cami eski ve yeni bölümlerden olmak üzere iki ayrı özellik gösterir, bugün camiye giriş 22x23 m boyutlarındaki tek sıra sütunlu yeni yapıdan sağlanmaktadır.

Caminin mihrabı düz ve sadedir. Doğusunda Daniyal Peygamber'in kabri yer almaktadır. Bu nedenle camiye "Makam Camii" adı verilmiştir.

 

Evliyalar kenti Tarsus'da "Daniyal Peygamber'in" mezarının bulunması, Tarsus için önemli bir kültürel ve turizm potansiyelidir. Daniyal Peygamber, Babil Kralı Il. Nebukadnesar (MÖ 605-562) zamanında yaşamış; Babil'de tutsak olan Yahudileri kehanetleriyle kurtarmış bir peygamberdir. Söylenceye göre; Babil Kralı, rüyasında İsmailoğulları'ndan gelecek bir çocuğun kendi tahtını sarsacağını görmesi üzerine, İsmailoğulları'ndan doğan tüm erkek çocukların öldürülmesini emretmiştir.

 

Bu durum karşısında Daniyal Peygamber doğunca ailesi onu dağ başında bir mağaraya bırakmış, mağarada bir erkek ve bir dişi aslanın yanında büyüyen Daniyal, delikanlı olunca kavmi arasına karışmıştır. Başından geçen olayın sembolü olarak, parmağındaki yüzük üzerinde iki aslan arasında duran bir çocuk tasviri vardır.

 

Bir kıtlık senesinde Tarsus'a davet edilen Daniyal Peygamber'in, Tarsus'a gelmesiyle birlikte bolluk yaşanmıştır. Bu nedenle Daniyal Peygamber Babil'e geri gönderilmemiş, ölünce, Tarsus'da şimdiki Makam Camii'nin bulunduğu yere gömülmüştür.

 

Beyaz Çarşı (Kırk Kaşık)

Ulu Camii'nin batısında bulunan 1579 yılında Ramazan oğlu İbrahim Bey tarafından Ulu Cami ile birlikte yaptırılmıştır. Ulu Camii'nin doğusunda yer almaktadır. İmarethane olarak uzun yıllar kullanılmıştır. 1954 yılında restore edilerek çarşı haline getirilmiştir.

Yapı, batı girişinin iki yanında yer alan iki kubbe ve tonozla örtülü dükkânların duvarlarına binen mermerlerin taşıdığı beş kubbe ile örtülüdür. Orta kubbesinde aydınlık feneri bulunmaktadır. Kubbeyi taşıyan kemerler sivri, giriş kapılarının kemerleri ise yayvandır. Dükkanların ikisi yayvan kemerlerle orta mekana açılır. Friz süsü olarak kullanılan motif(er, yerli halk tarafından sapsız kaşıklara benzetildiğinden Beyaz Çarşıya "Kırk Kaşık" da denilmektedir.

 

Ortodoks Rum Kilisesi

Cumhuriyet Mahallesi'ndedir. 1850 yılında Rum cemaati tarafından yaptırılan kilise, duvarları kesme taşla kaplı kâgir bir yapıdır. Batısında üç sivri kemerli giriş kısmından sonra haç şeklinde nişan odasındaki kapıdan binaya girilir. Binanın kuzeydoğu köşesinde çatı boyunu aşmayan dört yuvarlak sütunlu çan kulesi vardır. Doğudaki apsis ve yanlardaki iki bölmeli çatıları kısmen tahrip olmuştur. Girişin tam karşısındaki kemerli mermer bir kapı ve iki yanında ikişer penceresi bulunan apsis kapı yer almaktadır. Apsis üzerindeki tavanda meleklerin tasvir edildiği freskler sağlam vaziyettedir. Orta bölümdeki Havarilerin işlendiği freskler kısmen bozulmuştur.

 

Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar) Mağarası

Tarsus'un 12 km kuzeyinde bulunan Eshab-ı Kehf mağarası, Hıristiyan ve Müslümanlarca kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul edilir. Mağara dört köşe olarak kayadan oyulmuştur ve 15-20 basamakla girilir. Mağaranın üstünde 1873 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan camiye sonradan üç şerefeli bir de minare eklenmiştir.

 

Eshab-ı Kehf diye adlandırılan ve kutsal kişiler olarak bilinen, Hıristiyanlarca 7, Müslümanlarca 8 evliya olarak kabul edilen Yelmiha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Debernuş ve Kefeştetayuş adındaki yedi genç ve köpekleri Kıtmir'e ait söylencenin çeşitli versiyonları vardır. Bazı değişikliklerle birlikte bunların hepsinde anlatılan ortak söylence şöyledir.

 

St. Paulus'un Hıristiyanlık kurallarını yaydığı tarihlerden uzun bir süre sonra, Arap kaynaklarında Takyanus olarak geçen (Diocletianus?) Roma İmparatoru Tarsus'a gelmiş ve çok tanrılı dönemde tektanrıya inandıkları için bu gençleri huzuruna çağırarak, onlara Roma dinine bağlı kalmalarını, aksi taktirde kendilerini öldürteceğini söylemiştir. Tek tanrıya inançlarından vazgeçmek istemeyen bu gençler, İmparator tarafından verilen bir kaç günlük zamandan yararlanarak Tarsus yakınlarındaki bu mağaraya sığınmışlar ve orada mucizevi bir şekilde 300 yıl süren bir uykuya yatmışlardır. İçlerinden ilk uyanan Yemliha, yiyecek almak için kente gittiğinde, elindeki paranın çok eski ve anlattıklarının akla uygun olmadığı anlaşılınca, onunla beraber mağaraya giderler. Ancak mağarada yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey göremezler. Bu nedenle bu mağara Yedi Uyurlar Mağarası olarak da anılır.

 

Bu sonuç İslami versiyonda ise şöyledir. Mağaraya gelenler, içerde altı kişinin namaz kıldığını görürler. Yemliha dışardakileri bırakıp mağaraya girer ve ondan sonra yedisi de görünmez olurlar.

 

Akagündüz, Y. Baş, R. Tekin, O. Kaşıkçı'nın hazırladıkları bir akademik çalışmaya göre: yazarlar, bu söylenceyi Kuran'ın Kehf suresinin 9-26 ayetlerinin açıklamasıyla ele almışlardır. Ayrıca 34'ü Türk-İslam, 2'si batılı olmak üzere 36 kaynağın sonuçlarına göre yayınladıkları kitapta, bu söylencenin yeri, Tarsus'daki Eshab-ı Kehf olarak gösterilmektedir. T. A. Çağlar, bu konuya farklı bir bakış açısı ile yaklaşarak, olayın geçtiği söylenen yerdeki konik dağ yapısını bir dağ kültü, isimlerin ise "nuş ve yüş" şeklinde ekler almasının, İslami veya antik olmaktan çok Labarnaş veya Hattuşaş gibi Hitit, Luwi veya Que kökenli olabileceğini öne sürmektedir. Bu durumda yeri ve kime ait olduğu tartışmalı olan bu söylenceye dikkat edilmesi gereken farklı bir versiyon daha ortaya çıkmaktadır.

 

St.Paulus Kuyusu

St. Paulus MS 3 yılında Tarsus'da doğmuş ve babasının mesleği olan çadır bezi dokumacılığı yapmıştır. Musevi Roma vatandaşı olan Aziz, ilk öğrenimini Tarsus'da, yüksek öğrenimini Kudüs'de tamamlamış, daha sonra İsa'nın Havarisi olmuştur. Tarsus'da S.Paulus'un doğduğu ve yaşadığı ev olarak bilinen yapı kalıntısının ortasında bulunan kuyunun suyu, halk arasında şifalı olarak bilinir.

Bazı Hristiyanlar, Hacı olmak için Kudüs'e gitmeden önce Tarsus'a uğrayarak St.Paulus'un kuyusundan şifalı ve kutsal suyu içerler. Bu nedenle St.Paulus kuyusu, Hıristiyanlarca önemli bir ziyaret merkezidir.

 

Şahmeran Söylencesi

Bugün kentin merkezinde heykeli bulunan Şahmeran, yılan gövdeli, erkek başlı bir yaratık olarak bilinir. Efsaneye göre, Misis'de oturan ve yılanların kralı olarak kabul edilen Şahmeran, o zamanki Tarsus Kralı'nın kızına aşık olmuş. Güzel Prenses, Eski Hamam da yıkanırken Şahmeran hamamın üstüne çıkıp kubbe deliğinden gizlice onun yıkanışını seyredermiş, bir defasında yine seyrederken hamamın içine düşmüş ve o zaman Prensesin koruyucuları Şahmeran'ın başını keserek onu öldürmüşler. Bugün hamamın iç duvarlarındaki kırmızı lekelerin, Şahmeran'ın vücudundan fışkıran kanlar olduğuna inanılmaktadır. Yine bir efsaneye göre, bu olaydan yılanların haberi yokmuş, haberleri olduğunda Tarsus'u ve yöresini basıp insanları öldüreceklermiş.

 

Saat Kulesi

Ulu Cami avlusunun kuzeybatısındadır 1890 yılında Kaymakam Ziya Bey tarafından yaptırılmıştır.

 

Tarsus Kalesi

Tarihçe bölümünde anlatıldığı gibi Orta Çağ Arap yazarları ve Evliya Çelebi'nin anlattıkları 5kapılı, iç ve dış surları olan kale, 1832 yılında Tarsus'u işgal eden Mısırlı İbrahim Paşa'nın burada inşa ettirdiği bazı yapılar için, taşları sökülerek devşirilmiş, daha sonra da devam eden bu türlü devşirmeler sonucunda kale adeta yok edilmiştir.

 

Tarsus Şelalesi

Kentin 3 km kuzeyinde bulunan Tarsus Çayı üzerindedir. Çay buradan 3 ila 5 m'lik yüksekliklerden dökülerek şelaleyi oluşturur. Romalılar döneminde çay kentin ortasından geçmekte, şelalenin bulunduğu alan ise nekropol (mezarlık) olarak kullanılmaktaydı.

Buradaki doğal konglomera yapısı, birçok yerde oyularak kaya mezarları haline getirilmişti. Ancak 6. yüzyılda Bizans imparatoru Justinianus zamanında akarsu yatağının değiştirilmesi ile mezarların bulunduğu alan su altında kalmıştır. Suların yaz aylarında azaldığı dönemlerde şelalenin altındaki mezarlar görülebilmektedir.

 

Tarsus Evleri

Eski Tarsus evlerinin olduğu sokaklara girdiğinizde; beton yığınlarından kurtularak, kendinizi birden tarihi yapıların içinde bulursunuz. Sokaklarında yürürken iki yanda yükselen evlerin zamana direnen soylu mimarileri sizi etkileyecek ve onları yaptıranların, yapan ustaların ve mimarların estetik kaygılarını görerek saygı duyacaksınız. Birden geçmişte kalan bir tarihin canlı belgelerini bırakıp güncele gelmek size zor gelebilir Ama bilin ki o harikalar hep direnecek ve bize bu güzellikleri yaşatmaya devam edecekler; yeter ki biraz korumayı bilelim, onları yalnız bırakmayalım.

 

Tarsus'daki geleneksel yapılar, tümüyle yöredeki yapı malzemeleri ve ustalarla gerçekleştirilmiştir. Yörede bolca bulunan kireçtaşı ve Toroslar'daki ormanlardan ağaç bulma olanağı sonucu taş ve ağaca dayalı mimari gelişmiştir. Kesme taş duvarların hatılları, döşeme ve çatı kirişlemeleri, hayatları taşıyan dikmeler, döşeme kaplamaları, dolaplar, kapılar, pencere doğramaları,kapakları, kafesler hep ahşaptan yapılmıştır. Ahşap işçiliği taşıyıcı sistemde kaba olarak kalmakla birlikte konsol, kapı, merdiven, pencere doğraması, sergen gibi ayrıntılarda ince bir işçilik göstermektedir Üst kat döşemesini taşımak için birçok evin alt katında, avluya bakan bölümlerde ve depo mekanları içinde taş ayaklara veya devşirme sütunlara oturan kemerli düzenler oluşturulmuştur. Bezemeli kapılar ve strüktürel anlamı olan konsollarla birlikte bu ayrıntılar Tarsus'da yüksek bir taş işçiliğinin geliştiğinin kanıtıdır Sıcak havanın etkisini azaltmak için, bitişik düzendeki dar sokaklar, sık sık meydanlara açılarak kente ferahlık sağlar. Konutların çoğu 19. yüzyıla aittir. Bir bölümü 20. yüzyıl başında yapılmıştır. 19. yüzyılda tarıma dayalı olarak gelişen üretim ve ticaret, özellikle ekonomik açıdan kenti zenginleştirmiş ve geliştirmiştir. Bu varsıllık, Tarsus evlerine dikkat çekici bir biçimde her yönüyle yansımıştır. Kentsel sit alanında mevcut konutlar üç tip altında toplanabilir. Tek veya iki katlı taş evler,ahşap taş karışımı iki veya üç katlı evler, tümüyle taş olan tek veya iki katlı evler.