Site Üyeliği      Yeni Üyelik   |   Şifremi Unuttum
Dil seçiniz
Dil seçenekleri ile ilgili çalışma devam etmektedir.

İçel
Tanıtım Portalı

GÖNÜLLÜLERİMİZ

Gönüllülerimiz
Arasına katılın!
Siz de gönüllülerimizden biri olup, ülke tanıtımına katkıda bulunabilirsiniz.
YORUMLARINIZ

Kent Hakkında Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın!
Yorumlarınızı sitemizden bizlerle paylaşabilirsiniz.
E-DAVETİYE

E-Davetiye
Gönderin!
Dünyanın her köşesine e-davetiye göndererek şehrinizi tanıtabilirsiniz.
Sitemizi Tavsiye Edin, Paylaşın

İçel şehri tanıtım portalı

İçel ile ilgili aradığınız bir çok bilgiyi bu tanıtım portalında bulabilirsiniz. İçel otelleri, İçel turizm aktiviteleri, İçel hakkında güncel haberler,İçel fotoğrafları, İçel yemekleri, İçel şehrindeki kültürel etkinlikleri ve İçel şehrindeki ilçeler hakkında doğru bilgiye bu tanıtım portalından ulaşabilirsiniz.
 
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Kırkpınar yağlı güreşlerinin 650 yıldan uzun bir süredir yapıldığını
Rehberlik | Icel Rehberleri
Silifke 1829

İlçe merkezi, Silifke ovasının kuzeydoğusunda, Toros dağlarına yaslanmış tepe üzerindeki kalenin eteklerinde, Göksu akarsuyunun iki yakasında yer alır. İlçe ve çevresinin tarihi ve kültürel zenginliği, yerel folklorik özellikleri ve tarımsal ekonomisinin yanı sıra uluslararası önemde bir doğal koruma alanı olan Göksu deltası, cennetten bir köşe gibi yeşil doğası ve kapız kanyonları ile Göksu vadisi, Toros yaylaları gibi güzelliklere sahiptir. Binlerce yıldan buyana ilçe ve yakın çevresinin Akdeniz ile bağlantısını kuran Taşucu, limanın yakın çevresindeki SEKA Fabrikası, balıkçı barınağı ile doğal koyları ve turistik özellikleri ile ayrı bir önem taşır. Her yıl düzenlenen Uluslararası Silifke Kültür Festivali, Taşucu Balık Festivali yörenin kırsal ve tarihi özelliklerini yansıtan önemli birer organizasyondur

 

Tarihçe

Kirshu'da (Meydancık kale) yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalar, yörenin eski çağ tarihi ile ilgili önemli ip uçları ve belgeler vermektedir. Calycadnos (Göksu) akarsuyu kenarındaki bir tepe üzerinde bulunan ve Asur Kralı II.Sargon tarafından MÖ 712'de berkitilen Harrua kentinin Silifke olabileceği konusunda görüşler vardır.

 

Silifke'nin antik yerleşimi, Cilicia Tracheia'da (Taşlık Kilikya), Calycadnos (Göksu) ırmağının ova ile birleştiği yerde bulunan yüksek bir tepe üzerinde yer alır. Burası Büyük Alexander'in komutanlarından Seleukhos Nikator (MÖ 312-281 ) tarafından kurulmuş olup, kralın kendi adıyla anılan diğer dokuz kentten ayırdedilebilmesi için Seleuceia ad Calycadnos (Göksu üzerindeki Silifke) olarak bilinir. Kent, MÖ 2. yüzyılda Mısır Ptolemaios Krallığı ve Seleukhos Krallığı arasında birkaç kez el değiştirmiştir.

Silifke, Seleukhos Krallığı'nın yıkılmasından sonra ortaya çıkan Kilikya korsanlarının faaliyetlerine; önce, General Servilius lsauricus (MÖ 77), daha sonra MÖ 67'de Pompeius'un son vermesinin ardından, yaklaşık 500 yıl Roma İmparatorluğu'nun yönetiminde kaldı. Tarsus ile birlikte Kilikya'nın diğer önemli bir yerleşimi olarak bayındırlık, kültür, sanat ve ekonomi alanlarında önemli bir konuma geldi. Tanrıça Athena Kanettis kültünün merkezi olan kentte, ünlü felsefeciler yetişti. Silifke ve yöresinde Helenistik Çağ ve Roma dönemine ait tapınaklar, tiyatrolar, gymnasium, stadium, hamam, mymphaea, portikolar, köprü, yol, su kanalları, su kemerleri, sarnıçlar inşa edildi.

Yöre, 3. yüzyılda Iran Sasanileri'nin akınlarına uğradı. İmparator Diocletianus zamanında Dağlık Kilikya ve Isauria bölgelerinin yönetim merkezi yapıldı. Kelenderis (Aydıncık), Claudiopolis (Mut), Diocaesarez (Uzunca burç), Olba (Ura), Lamas (Limonluk) gibi birçok kentin bağlı olduğu yönetim merkezi oldu.

 

395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasının ardından, Bizans yönetimine geçen Silifke, Hıristiyanlığın yönetim tarafından resmileştirilmesi ile önemli bir dini merkez haline geldi. Burada 1. yüzyıl ortalarında Hıristiyan din şehitlerinden (Martyry) Azize Ayathekla'ya ait bir "mağara kilisenin" bulunması, günümüzde Meryemlik denilen alanı, kutsal bir niteliğe dönüştürmüştür. Haç merkezi haline getirilen bu alanda çeşitli yüzyıllarda kiliseler inşa edildi ve yapılaşmalar ortaya çıktı.

 

6. yüzyıldan itibaren Müslüman Araplar'ın akınları Kilikya içlerine kadar etkili oldu. Ancak, Silifke'yi ele geçiremediler. I. Haçlı Seferleri sırasında Ermeni Krallığı, Bizans ve Haçlılar arasında el değiştiren Silifke, 11. yüzyıldan itibaren Anadolu Selçuklu Türkleri'nin baskısı ardından Karamanoğlu Türkmenleri'nin eline geçti. 1473'de Osmanlı komutanı Gedik Ahmet Paşa burayı Karamanlılar'dan alarak Osmanlı İmparatorluğu'na bağladı. 1867'de Konya Vilayeti İçel Sancağı'nın, 1877'de Adana Vilayeti İçel Sancağı'nın merkezi oldu. 1919'da bağımsız sancak haline getirilmiş, 1924 yılında yeni kurulan İçel ilinin merkezi yapılmış, 1933 yılında Mersin İçel ilinin merkezi olunca, Silifke ilçe olarak İçel iline bağlanmıştır. Silifke kentinin yerleşimi Türk İslam döneminden itibaren kalenin bulunduğu yamaç üzerinden Göksu ırmağına doğru genişlemiştir.

Günümüzde eski tarihi dokusu çevresinde ve Göksu ırmağının karşı kıyısında yoğun yapılaşma gözlenmektedir. Kenti ortadan ikiye bölen Göksu üzerinde birisi Taşköprü, diğerleri betonarme üç köprü bulunmaktadır.

 

Gazi Çiftliği

Atatürk, 27 Ocak 1925 tarihinde Silifke'ye geldiğinde burada bir üretim çiftliği kurma girişiminde bulunmuştu. Daha sonra, Osmanlı döneminde Abidin Paşa'nın kurduğu Tekir köyündeki,12.607 dönümlük alana yayılan çiftlik, yörenin tarımsal ekonomisine önderlik edecek şekilde modernleştirildi. Hayvancılık ve bitkisel üretimin yapıldığı işletmede, ayrıca halıcılık kursları da verilmektedir.

Tarihi ve Kültürel Çevre

Silifke, ören yerleri ve kültürel çevre bakımından Anadolu'nun en zengin ilçesidir. Günümüze kadar bilinen veya ziyarete açılan ören yerleri dışında keşfedilmeyi bekleyen çok sayıda tarihi eser ve yerleşim bulunmaktadır.

 

Silifke Kalesi

Kentin batısındaki tepenin üzerinde, oval planlı olarak kurulmuştur. Klasik çağlarda Kokysionorosbilinen yerleşimin ortasında Tanrıça Athena Kanetis adına yapılmış kutsal bir tapınak bulunmaktaydı.

Temel tespitlerine göre Helenistik veya erken Roma dönemine ait olduğu anlaşılan yerleşim, Arap akınlarına karşı Bizanslılar tarafından 7. yüzyılda oval şekliyle berkitildi. Kale, Ermeni Kilikya Krallıkları, Franklar, Anadolu Selçukluları. Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır.

Kale, 19. yüzyılda gezgin ve araştırmacı Kaptan Beaufort ve V Langlois tarafından incelenmiştir. Evliya Çelebi, kalenin 23 burcu; içinde 1 cami (Sultan II. Bayezid zamanına ait), 60 kadar ev olduğunu yazar. Burçların çoğu yıkıldığından günümüzde ancak 10 adedi görülebilmektedir. Kalenin ana girişinde örülen ikinci bir duvarla güvenlik koridoru oluşturulmuştur. Kalede yeterli arkeolojik kazı ve bilimsel çalışmalar yapılmamıştır. Kale içinde görülebilen başlıca yapılar, kemerli galeriler, su sarnıçları ve depolardır. Günümüzde sitadel konumundaki kale ve kenti çevreleyen duvarlara ait herhangi bir iz kalmamıştır.

 

Taşköprü

M.S. 77-78 yıllarında Kilikya Valisi L.Octavius Memor tarafından, Roma (İmparatoru Vespasianus ve iki oğlu adına yaptırılmış olan ve günümüzde yedi gözü bulunan köprü, 19. yüzyıla kadar ilk şeklini korumuştu. Köprünün kuzey girişinde bulunan mermer sütun üzerindeki kitabeye göre, Vali Mehmet Ali Paşa tarafından 1875 yılında restore ettirilmiştir. Restorasyon sırasında iki küçük kemer yerine tek kemer yapılmasıyla köprü 5 kemerli olmuştur. 1972 yılında köprü üzerinde genişletme çalışmaları yapılmıştır. Celal Taşkıran'ın örneğini "Silifke and Environs" adlı kitabında yayınladığı Roma kitabesinin orijinali, 1870 yılında Silifkeli bir Rum vatandaş tarafından İzmir Evangelical Okulu'nun müzesine gönderilmiş; ancak 1922 yılındaki büyük yangında kitabe kaybolmuştur.

 

Roma Tapınağı

Silifke merkezde bulunan ve doğu ile güney yanlarındaki sütun tabanları orijinal şekilde korunmuş olan tapınak, MS 2. yüzyılda Pseudodipteros planlı yapılmıştır. Tapınağın uzun kenarında 14'er; kısa kenarında 8'er sütun (40 mx21 m boyutlu) bulunmaktaydı. Korint başlıklı bu sütunlardan bugün sadece biri ayakta kalabilmiştir.

MS 5. yüzyılda yaşamış olan Tarihçi Zosimos: "Tapınak, ovadaki ürünlerine musallat olan çekirgelerden kurtulmak için Güneş ve Sanat Tanrısı Apollon'dan yardım isteyen ahali tarafından, çekirgeler Apollon'un gönderdiği bir kuş sürüsünce yok edilmesi sonucunda, Ona bir şükran ifadesi olarak yaptırılmıştır" diye yazar. Tapınağın işlevi konusunda değişik görüşler vardır. Burası St.Paulus'un kiliseye dönüştürdüğü Roma Zeus Tapınağı'dır veya 5. yüzyılda kiliseye dönüştürülen Aphrodit Tapınağı'dır. Yada kente batı yönünden girilen kapının kolonlu caddesidir. 1993 yılında yapılan kazılarda, tapınağın yerden 2 m yükseklikte bir platform üzerine kurulduğu anlaşılmıştır.

 

Tekiranbarı Sarnıcı

Silifke Kalesi'nin eteğinde kayalara oyulmuş büyük bir su deposudur. Kentin su ihtiyacını karşılayan bir Bizans yapısıdır. 45 m uzunluğunda, 23 m genişliğinde, 15 m derinliğinde olan sarnıcın tabanına kayaya oyulmuş döner bir merdivenle inilir. Mimarisiyle Çukurova'nın en orijinal antik su deposu özelliğindedir.

1997 yılında İçel Valiliği tarafından, arkeolojik kazı ve temizleme çalışmaları başlatılmış ve çevre düzenlemesi yapılmıştır.

 

Mozaik Alan

1980 yılında Kültür Bakanlığı'nca kent merkezinde yapılan bir kazıda, gymnasium veya hamam olabileceği tahmin edilen "opussectila" tekniğinde yapılmış renkli mozaik tabanlı yeni bir mekan bulunmuştur. MS 2. yüzyıl Roma dönemine ait olduğu belirlenen bu kalıntıda ayrıca üzeri yazıtlı iki heykel altlığı ile 2 m boyunda başı kopmuş mermer bir imparator heykeli de bulunmuştur.

 

Tiyatro

Kalenin bulunduğu tepenin güneydoğu eteklerinde bulunmaktaydı. Günümüzde sadece giriş kapısına ait bir bölümü kalmıştır.

15. yüzyılda yöreyi gören Barbaro'nun anlatımına göre; tiyatro büyük caveası ile sağlam durumdaydı. Kaptan Beafort, 1812'de tiyatroyu kısmen ayakta olarak görmüştü.

 

Aleaddin Camii

Taşköprünün karşısında bulunan cami, Selçuklu sultanlarından Aleaddin Keykubat döneminde yapıldığı için Aleaddin Camü adını almıştır. Kentin merkezinde bulunduğu için Merkez Cami olarak da bilinmektedir.

Cami dikdörtgen planlıdır. İçi ikişer sütunun ayırdığı 3 nefilidir. Orta nefin karşısında Selçuklu süslemeleri bulunan taş mihrap vardır. Orijinalinde son cemaat yeri yoktur. Mihrabın iki yanında pencereler yer alır. Düz tavanlı caminin mihrabının üzerinde küçük kubbe oturtulmuştur. Basık minaresi Selçuklu özelliği göstermez. Cami 1989 yılında restore edilmiştir.

 

Reşadiye Camii

Kentin güneyinde Kız Meslek Lisesi yakınındadır. Padişah Sultan Mehmet Reşat zamanında Nüzhet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sundurması, başlık ve sütunları korint tarzındaki devşirme antik malzemeyle desteklenmiştir. Cami kareye yakın planlıdır. Düzgün kesme taşlarla örülen duvarları ahşap bir kırma çatı örter.

 

Tevekkül Sultan Türbesi

Taşköprünün yanındaki türbe hakkında herhangi bir bilgi kaynağı bulunmamaktadır. Selçuklu sultanlarından birisinin annesi olduğu söylenen türbe açık bir mezar durumundadır. Son yıllarda üzerine bir çatı oturtulmuştur.

 

Atatürk Evi Müzesi

Atatürk'ün Silifke'ye 27 Ocak 1925 tarihinde ilk gelişinde kaldığı tarihi ev restore edilerek, kullandığı eşyalarla birlikte müzeye dönüştürülmüştür.

Atatürk, Silifke'ye geldiğinde, Silifke İdman Yurdunu ziyaretinde şeref defterine şunları yazmıştır: "Silifke'ye geldiğimden çok memnunum. Beni unutmayacağınızı bilirim. Sizi kalbimden çıkaramam."

 

Kültür Evi

1995 yılında Silifke Belediyesi tarafından yörenin geleneksel kültürünü tanıtmak amacıyla Silifke Kültür Evi açılmıştır.

 

Silifke Müzesi

Taşucu yolu üzerindeki müze, yörenin çeşitli dönemlerine ait tarihi eserlerin sergilendiği iki katlı modern bir yapıdır.

Kentteki Meydancık Kalede bulunan Helenistik döneme ait gümüş sikke koleksiyonu ile 2. ve4. yüzyıllara ait küpe, bilezik, yüzük, yağ kandili gibi mezar buluntuları ile pişirilmiş kil ve taş heykelcikler; ikinci katta Helenistik döneme ait pişirilmiş kil kaplar ile MÖ 4. ve 5. yüzyıla ait desenli vazolar;müzenin etnografik eserler bölümünde, Silifke yöresi giysileri, cam, bronz ve gümüş eşya ile Osmanlı dönemine ait silahlar sergilenmektedir.

 

Silifke Yakın Çevresindeki Tarihi ve Turistik Yerler

 

Karadedeli, Karakabaklı ve Işıkkale Ören Yerleri

 

Silifke Mersin yolunun 13. km'sinde bulunan Karadedeli Köyü Camü önünden kuzey-batı yönündeİmamlı köyüne kadar uzanan stabilize yol boyunca Geç Roma ve Erken Bizans dönemlerine ait yapı kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca köyün 6 km kuzeyinde Karakabaklı'da geniş bir alana yayılmış antik kalıntılar, Karakabaklı'nın 7 km kuzeyindeki Işıkkale'de Geç Roma ve Erken Bizans dönemine aityerleşimde, iyi durumda bir bazilika, lahitler, sarnıç ve gelişigüzel planlı tek katlı evlere ait yapı kalıntıları; yakın çevrede Sinekkale, Barakçıkale ve Yenibahçe ören yerleri bulunmaktadır.

 

Korkusuz Kral Anıtmezarı (Mezgit Kale)

Susanoğlu'nun içinden kuzeye doğru giden stabilize yol 5. km'de Türkmenuşağı köyüne ve 11. km'de bu köyün mahallesi olan Paslı'da Roma dönemine ait ev, sarnıç ve mezar kalıntıları vardır. Paslı'nın2 km doğusunda bir tepe üzerinde Korkusuz Kral Anıt mezarı bulunmakta ve yöre halkı tarafından Mezgit Kale olarak bilinmektedir. MS 2. veya 3. yüzyıla ait anıt mezar7.80 m ebadında olup, ön kısmındaki korint başlıklı sütunların ortasında konsollar bulunmaktadır.

 

Zeus Tapınağı ve Kilise

Üç ayrı dönemde hizmet vermiş olan bu tapınak, Tanrıların babası Zeus'un dev ejderha Typon'a karşı kazandığı zaferin bir simgesi olarak yapılmıştır. Hristiyanlık döneminde tümüyle yıkılarak kiliseye dönüştürülmüştür. Kimin adına ve ne zaman yapıldığı bilinmeyen kilise, 4-5. yüzyıl arasına tarihlenmektedir.

 

Takkadın Ören Yeri

Paslı ören yerinden sonra 4 km ileride Roma ve Bizans dönemlerine ait yoğun kalıntıların bulunduğu Takkadın ören yerine varılır. Burada kaya mezarları, lahitler, aslan kabartmalı lahit kapakları, nekropol, sarnıç, küçük bir kale, kilise ve ev kalıntıları bulunmaktadır.

 

Poimenius Hamamı Üç Güzeller Mozaiği

Narlıkuyu koyunda deniz kıyısında bulunan hamam, 4. yüzyıl Roma döneminde Poimenius tarafından yaptırılmıştır. Cennet obruğu içindeki yeraltı deresinin denize ulaştığı yerdeki tatlı su kaynağından yararlanmak amacıyla burada yaptırılan hamamın yıkanma bölümünün tabanındaki mozaikte Zeus'un yarı tanrıça kızları Aglaia, Euphrosyne ve Thalia'nın çıplak olarak kumru ve keklikler arasında dans edişi tasvir edilmektedir.

Mozaik tablonun üst kenarındaki yazıda: "Ey konuk dost! Bu mucizeli suyu kimin bulduğunu, saklı kaynağını kimin gün ışığına çıkardığını merak ediyorsan, bil ki O, imparatorların dostu ve Kutsal Adalar'ın dürüst yöneticisi Poimenius'tur."

 

Cennet ve Cehennem Obrukları

Silifke-Mersin karayolunun 20. km'sinden 2 km kuzeyde yer alan Cennet-Cehennem ve Dilek-Astım obrukları ve mağaraları 3. jeolojik dönemlerde oluşmuştur.

 

Cennet obruğunun elips şeklindeki ağız kısmının çapları 250 m ve 110 m olup derinliği 70 m'dir. Çökük tabanın güney ucunda 200 m uzunluğunda ve en derin noktası 135 m olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında 5. yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryemana'ya ithafen yaptırılan küçük bir kilise vardır. Cennet çöküğüne her biri oldukça geniş 452 basamakla inilir. Kiliseden sonra devam eden mağaranın bitim noktasında, Antik Çağlarda suyunun kutsal olduğunu inanılan yeraltı deresine ulaşılır.

 

Cennet obruğunun yaklaşık 75 m kuzeyinde, ağzı kare şeklinde en derin yeri 120 m olan, seyredildiğinde ürperti yaratan Cehennem obruğu bulunmaktadır Mitolojiye göre Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon'u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı'nın altına sonsuza değin kapatmadan önce bir süre Cehennem Çukuru'nda hapsetmiştir.

Hasanaliler Kilisesi (Çanlı Kilise), Cennet Cehennem yolunun devamındadır: 6. yüzyılda yapılan ve Hasanaliler köyü içerisinde bulunan kiliseden sadece apsis ayaktadır.

 

Ayatekla (Meryemlik)

Günümüzde Meryemlik olarak bilinen ören yerinde yeraltı ibadet mağarası,daha sonra üzerine inşa edilen anıtsal Zenon Bazilikası'nın apsis kalıntısı, Büyük Sarnıç, Hamamı, Kuzey Kilise, irili ufaklı sarnıçlar ve Nekropol alanını görmek mümkündür.

Ayatekla'nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra Hıristiyanlarca kutsal sayılmış ve Hıristiyanlık dininin MS 320 yılında serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır. Daha sonra bu mağara içine payanda amaçlı korint sütunlar konulmuş, mozaik kaplamalar yapılmış ve 4. yüzyıl sonlarında kiliseye dönüştürülmüştür.(Kitabın tarihçe bölümünde, Zenon Bazilikası'nın nasıl yapıldığına dair bilgi bulunmaktadır.)

 

Uzuncaburç

Silifke ilçesinden Toros dağlarına uzanan vadi ve ormanlar arasından geçen asfalt yolun 30. km'sinde bir plato üzerinde kurulmuş olan Olba ören yerine ulaşılır. Helenistik Çağ'da merkezi Uzuncaburç'un 4 km doğusundaki Olba Ura Krallığı'nın kutsal alanı olan .Uzuncaburç yerleşimi, 72 yılında İmparator Vespasianus zamanında, Olba'dan ayrılarak "Diocaesarea" (Tanrı-İmparator kenti) adıyla kendi adına para basabilen özerk yeni bir site durumuna getirilmiştir.

 

Olba kenti, Uzuncaburç'un 4 km doğusunda önemli bir yerleşim yeri olup,halkın ibadet ettiği, Zeus Tapınağı ise Uzuncaburç'da bulunmakta idi. Ancak Romalılar yöreye egemen olduktan sonra 1. yüzyılın sonlarına doğru Zeus Tapınağı'nın bulunduğu yere özel bir önem vererek, burasını Olba'dan ayırıp Diocaesarea adıyla bağımsız bir site haline getirmişlerdir. Buradaki Zeus Tapınağı ile kent burcu dışında kalan bütün mimari yapılar, Roma dönemine aittir. Bizans döneminde de burası yerleşim olarak kullanılmıştır. Ören yerinde bulunan yapı kalıntıları şunlardır.

 

Sütunlu Cadde: Tiyatronun önünden geçen sütunlu cadde, Zeus Tapınâğı'nın yanında kent kapısından gelen diğer bir sütunlu cadde ile kesişir ve Tychaeum (Şans) Tapınağı'nda son bulur. 1. yüzyıldan kalma caddedeki sütunların hepsi yıkılmış ve mimari parçalarının çoğu yok olmuştur.

 

Tören Kapısı: 1. yüzyıldan kalma tören kapısı her biri 1 m çapında ve 7 m yüksekliğinde Korint başlıklı sütunlarla anıtsal bir yapıdır. Sütun gövdelerinden çıkan konsollar üzerinde, heykeller bulunmaktaydı. Yarısı yıkılmış olan tören kapısının 5 sütunu ayaktadır.

 

Zeus Tapınağı: Tören kapısından sonra antik çeşmeyi geçince sütunlu caddenin solunda bir avlu içerisindeki Zeus Tapınağı'nın Seleukhos Nikator (MÖ 312-295) tarafından yaptırılmış olduğu sanılmaktadır. Y.Boysal'a göre; Zeus Tapınağı, Anadolu'da dört bir yanı tek sıra 36 sütunla çevrili, Korint tarzında Peripteros planlı, en eski tapınaklardan biri olarak sanat tarihinde önemli bir yere sahiptir. Romalılar tarafından da kullanılan tapınak, 5. yüzyılda önemli değişikliklerle kiliseye çevrilmiştir.

 

Şans Tapınağı (Tychaeum): Sütunlu caddenin bitimindeki Şans Tapınağı 1 . yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Bugün 5'i ayakta olan, 6 m yüksekliğindeki yekpare granit 6 sütunun taşıdığı arşitravdaki kitabeye göre, tapınak, kentin soylularından Oppius ile karısı Kyria tarafından yaptırılarak kente armağan edilmiştir.

 

Zafer Kapısı: Güney-Kuzey yönündeki ikinci sütunlu yol üzerinde ve Zeus Tapınağı'nın kuzeyinde bulunan kapının ortasında, biri büyük, yanlarında iki küçük, kemerli girişler vardır Üzerindeki kitabede, depremden zarar gören kapının Roma İmparatorları Arcadius (395-408) ile Honorius'un (395-423) birlikte yönetimleri sırasında onarım gördüğü yazılıdır.

 

Tiyatro: Roma İmparatorları Marcus Aurelius (161-180) ile Lucius Verus'un (161-169) birlikte yönetimleri sırasında, 2. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olduğu burada bulunan bir yazıttan anlaşılmaktadır.

 

Helenistik Anıt Mezar: Uzuncaburç beldesinin güneyindeki bir tepe üzerinde yapılmış olan anıtmezar, dor biçimindeki mimarisi ile yörede tektir. Piramidal çatılı, 15 m yüksekliğindeki mezar anıt 550 cm x 550 cm ölçülerinde kare planlıdır 2300 yıllık anıtmezarın, Seleukhos veya Olba Krallığı'nın yöneticilerinden birine ait olduğu tahmin edilmektedir.

 

Helenistik Yüksek Kule: Kenti çevreleyen surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı kule 16 m x 13 m oturumunda ve 23 m yüksekliğindedir. Yapımında harç kullanılmamıştır. Her katı kendi içinde bölümlere ayrılmış olan kule, yöneticilerin yaşadığı bir mekan olduğu kadar tehlike anında halkın sığındığı ve kent hazinesinin korunduğu güvenli bir yapı olarak da kullanılmaktaydı. Kule kapısı üzerindeki yazıttan, MÖ 3. yüzyılın ikinci yarısında Tarkyares tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Sikkelerin üstünde amblem olarak kullanılan bu gözetleme ve barınma kulesi, yüksek oluşu nedeniyle bugünkü Uzuncaburç'un ismine de kaynak olmuştur

 

Kiliseler: Hristiyanlığın bölgeye gelmesiyle 5. yüzyılda Zeus Tapınağı'ndan dönüştürme kiliseden başka üç kilise daha yapılmıştır. Bunlar kule yakınındaki Stefanos Kilisesi, nekropoldeki Mezarlık Kilisesi ve tiyatro yanındaki küçük bir kilisedir. Bunlardan çok az kalıntı bulunmaktadır.

Nekropol (Mezar Alanı): Kentin kuzeyindeki bir vadinin her iki yamacına yayılmış olan nekropol alanı, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde kullanılmış olup çok sayıda kaya mezarı vardır.

 

Ura

Uzuncaburç'un 4 km doğusundaki Ura, Helenistik dönemde Olba Krallığı'nın merkezi ve önemli bir ticaret kenti durumundaydı. Bir tepenin üzerinde kurulmuş olan antik kentin günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar arasında çeşme binası, su kemeri, evler tiyatro ve nekropol bulunmaktadır.

Buradaki en önemli yapıtlardan biri olan Çeşme binası Septimus Severus (193-211) zamanında yaptırılmıştır. Diğer önemli bir eser nekropolün bulunduğu vadi üzerine kurulmuş, 150 m uzunluğunda, 25 m yüksekliğinde kemerli akuadüktür. Bu su kemerinin korunması ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş olması yapının önemini göstermektedir. Antik çeşme ile aynı dönemde yapılmış olan çeşme. Bizans İmparatoru II.Justin yönetimi sırasında. 566 yılında onarım görmüştür. Çeşmenin yanında bulunan tiyatronun oturma basamakları ile sahnenin bir bölümü günümüze dek ulaşabilmiştir.

 

Demircili Yukarı Anıt Mezarı

Silifke-Uzuncaburç karayolunun 10 km'sinden, antik lmbriogon kentinin soylularına ait tek ve çift katlı anıt mezarlar bulunmaktadır. Dört tanesi yol kenarında, bulunan anıtmezarlar 2. yüzyıl Roma dönemi kalıntılarıdır. Ayrıca burada birçok yapı kalıntıları ve eski bir hamam kalıntısı da görülebilir.

 

Cambazlı Kilisesi ve Anıt Mezarı

Kilikya Aphrodisiası

Antik Karya bölgesindeki Aphrodisias'dan (Karacasu-Geyre) sonra ikinci önemli Aphrodit kentidir. Silifke-Aydıncık karayolu üzerinde 35. km'den sonra 14 km'lik stabilize bir yolla ulaşılır Ovacık yarımadasının berzahının doğu kıyısında yer alan antik bir yerleşim merkezdir. MÖ 7. yüzyılda bir Doğu Akdeniz kolonisi olarak kuruldu. Kaynakların azlığı nedeniyle hakkında yeterli bilgi yoktur

MÖ 4. yüzyılda Pers Satrabı Pharnabazes'in yönetim bölgesi içindeydi. Helenistik dönemde Mısır ve Seleukhos Krallıkları arasında el değiştirdi. Yerleşimin diğer bir önemi de, Doğu Katolik kilisesinin önderlerinden St. Pantaleon adına Bizans döneminde burada yapılmış olan kilisedir. Üst yapıları günümüze kadar ulaşmamış olmakla beraber, hayvan figürleri ve geometrik desenlerle süslenmiş taban mozaikleri geniş bir alanı kaplamaktadır.

 

Sinekkale

Karadedeli köyünün 8 km kuzeyinde, Kültesir'in 300 m doğusundadır. Bizans dönemine ait kalıntılar arasında kilise dikkat çeker. iki katlı olan ve düzgün yontulu taşlarla yapılan kilisenin içinde sarnıç vardır. Burada çok sayıda yapı kalıntıları ve halen kullanılan su sarnıçları ile güneydoğu yönünde de antik mezarlar bulunmaktadır.

 

Atakent (Susanoğlu-Corasium)

Silifke-Mersin karayolunun 15 km'sindeki bugün bir tatil beldesi olan Atakent'in antik ismi Corasium'dur. Geç Roma dönemine ait kent, Isauria Valisi Flavius Uranius tarafından kurulmuştur. Kentte iki ayrı nekropol, kilise, hamam, sarnıç ve ambar kalıntılarını görmek mümkündür. Bugün denizi, kumsalı ve güneşiyle önemli bir turizm beldesidir.

Kıbrıs Barış Harekatı Şehitleri Hatıra Ormanı

Kıbrıs Barış Harekatında şehit düşen 454 subay, astsubay, erbaş ve erimizin anısına Silifke-Gülnar yolunun 5.km'sinde, Çamdüzü mevkiide bir 1976 yılında, 9 hektarlık bir alanı kaplayan hatıra ormanı oluşturulmuştur. Şehitlikte Atatürk Anıtı ve tören alanı ile çevresinde şehitlerin sembol mezarları vardır.

 

Frederik Barbarossa Anıtı

Roma-Germen imparatoru Frederik Barbarossa, 3.Haçlı Seferi'nde ordusu ile Filistin'e giderken, 10 Haziran 1190 günü Ekşiler Köyü yakınlarında Göksu Irmağı'nda boğulmuştur. 1971 yılında Alman Büyükelçiliği tarafından Frederik Barbarossa'nın boğulduğu yere yaptırılan anıttaş, Silifke-Konya karayolunun 9. km'sinde yolun sağ kenarındadır.

 

TAŞUCU

Antik Çağlar'dan buyana, Silifke ve yöresinin limanı olarak işlev gören kıyı yerleşimi, Kıbrıs adasına yakın olması nedeniyle önemli bir konuma sahipti. MÖ 7. yüzyılda Yunanlılar tarafından kurulan ve"Holmi" olarak bilinen koloni kenti buranın ilk yerleşimidir. Ancak, Asur Krallığı'nın baskıları sonucu burası gelişememiştir. Strabon'a göre, Seleukhos Kralı Nikator, Holmi halkını Silifke'ye nakletmişti. Holmi kolonisine ait kalıntılar, "Mesulium Port" diye bilinen Ağa limanı'nın hemen yanında yer alır. Burada, Roma dönemine ait yapı kalıntılarında Aslan heykelleri ile 2.50 m boyunda ve imparator Augustus'a ait olduğu sanılan bir heykel bulunmuştur.

Kitabımızın tarihçe bölümünde yazıldığı gibi, Orta Çağ'da Kilikya Ermeni Krallıkları'nın ve Karamanoğlu beylikleri döneminde, işlevini devam ettiren liman, özellikle 19. yüzyıl ortalarından itibaren Avrupa ülkeleriyle gelişen ticaret doğrultusunda, Taşucu limanı yakın çevresine ait tarımsal ürünleri ihraç etmekteydi. V Cuinet'e göre:"İçel Sancağı'nın en önemli kazası Silifke'nin iskelesi Taşucu idi. Buradan daha çok tahıl ve orman ürünleri ihraç edilmekteydi: V Cuinet'in 1890'da yapılan ihracatla ilgili verdiği bilgiler şöyledir. Buğday ve arpa 900.000 kental, pelit ve meşe palamudu 50.000 kental, yün 10.000 kental, susam 10.000 kental, kuru üzüm 20.000 kental, diğer ürünler 10.000, boynuzlu hayvanlar10.000 kental.

 

Buğday, genellikle adalara, Adriyatik kıyısına, Marsilya ve Suriye'ye; meşe palamudu, İstanbul, Odessa (Kırım limanı), İzmir, İtalya ve Avusturya'ya; kereste ise Suriye ve Mısır'a satılmaktaydı. Kereste ihracatı, sayıları 150 ile 200 arasında değişen küçük yelkenli teknelerle yapılmaktaydı.

Taşucu iskelesine, İzmir limanları ile çeşitli ülkelerden yapılan ithal malları içinde en büyük yeri Rus petrolü ile pamuklu bez ve sabun oluşturmaktaydı. V Cuinet'in 1890'da verdiği rakamlara göre; pamuklu bez 500 koli, sabun 500 çuval, kahve 250 çuval, şeker 600 kasa, Rus petrolü 4.000 varil, hırdavat (bıçak, makas vb) 200 koli, tuhafiye eşyası 200 koli, diğerleri 500 koli.

19. yüzyılda Taşucu iskelesine uğrayan gemiler içinde, Osmanlı tekneleri çoğunluktaydı. 6.000tonajı ile 223 Osmanlı yelkenlisi; buharlı gemilerde ise 72 gemiyle İngilizler, 34 gemiyle Yunanlılar önde gelmekteydi.

 

Taşucu iskelesi olarak bilinen limanda balıkçı barınağı ve SEKA kağıt fabrikasının limanı vardır Genişliği 20 m, boyu 163 m, denizden yüksekliği 2.5 m, su derinliği 7 m olan Taşucu iskelesine 5.000 tonluk ve daha küçük tonajlı gemiler yanaşabilmekte, haftanın her günü çeşitli şirketlere ait feribot ve hızlı katamaran tekneleri sefer yapmaktadır. Mersin limanının ticari ürün ağırlıklı işlevine karşılık, Taşucu limanı, yüksek sayıda yolcu ve motorlu araç taşıma işlevi görmektedir. Bu özellikleri ile turizme katkısı büyüktür.

 

Holmi (Taşucu)

Silifke-Antalya karayolunun 10 km'sindeki günümüz Taşucu limanının bulunduğu yerde, MÖ 7.yüzyılda kurulan eski bir kolonidir.

Holmi uzun bir süre varlığını sürdürmüş, ancak korsan saldırıları nedeniyle MÖ 1 . yüzyıldan sonra zayıflamaya başlamıştır. Strabon'a göre, Büyük İskender'in komutanlarından Suriye Seleukhos Krallığı'nın kurucusu Seleukhos, Seleuceia (Silifke) kentini kurarak Holmi halkını buraya yerleştirmişti.

Bizans çağlarında Hagios Theodoros, Orta Çağ'da Latince Portodisan Theodoros, Türk Çağları'nda Silifke iskelesi olarak bilinen yerleşim, günümüzde de eski çağlardaki işlevini sürdürmektedir.

Taşucu limanından KKTC'ye her gün düzenli gemi seferleri yapılmakta, modern bir turistik belde olarak hızla gelişmektedir.

 

Taşucu Amphora Müzesi

Taşucu Eğitim ve Doğal Hayatı Koruma Başkanı Aslan Eyce'nin koleksiyonunda bulunan amphora ve toprak eserlerin vakfa bağışlanması ile kurulmuştur. Ayrıca, yöre halkının katkılarıyla müze koleksiyonu zenginleşmektedir MÖ 5. yüzyıldan itibaren antik döneme ait 300'ün üzerinde amphora ve çeşitli toprak figürlerin sergilendiği müze, Akdeniz ticaretinde kullanılan amphora tipleri ve karakteristikleri bakımından önemli özelliğe sahiptir

 

Liman Kalesi (Ağa Limanı)

Taşucu-Antalya karayolunun 7. km'sinde Ak liman olarak da bilinen doğal bir koyun yamacındadır. 15. yüzyıl ortalarından itibaren Osmanlılar tarafından yoğun biçimde kullanılan korunaklı kale için Evliya Çelebi şöyle yazar: "Silifke'den sonra deniz kenarından güzel bir yolla dört saatte ulaşılır. Kale,Kıbrıs Fatihi Lala Mustafa Paşa tarafından berkitilmiştir. İçinde kale muhafızları, 200 ev, 40 dükkan ve hamamlar bulunmakta ve işlek bir limandır."

 

Nesulion (Boğsak Adası)

Boğsak koyundaki Boğsak Adası'nda Roma ve Erken Bizans dönemlerine ait evler, mezarlar, lahitler, sarnıçlar ve kilise kalıntıları bulunmaktadır.

Taşucu Antalya karayolunun 22. km'sinde kuzeye ayrılan 5 km'lik stabilize bir yolla ulaşılan Tokmar Kalesi, denize hakim bir tepe üzerinde 12. yüzyılda inşa edilmiştir. Yarım yuvarlak burçları ile tipik bir Orta Çağ garnizon kalesidir. Bizans ve Ermeni Krallığı'ndan sonra 1210 yılında Hospitallers Kralı St.John'un denetimine girmişti.

 

Castellum Novum (Tokmar Kalesi)

Taşucu-Antalya karayolunun 22. km'sinde kuzeye ayrılan 5 km'lik stabilize bir yolla ulaşılan Tokmar Kalesi, denize hakim bir tepe üzerinde 12. yy'da inşa edilmiştir. Yarım yuvarlak burçları ile tipik bir Orta Çağ garnizon kalesidir. Bizans ve Ermeni Krallığı'ndan sonra 1210 yılında Hospitallers Kralı St. John'un denetimine girmiştir.

 

NARLIKUYU

Silifke'ye 20 km uzaklıktaki Narlıkuyu koyu balık lokantaları ile ünlüdür Antik Çağ ve Hıristiyanlık dönemlerinde Cennet-Cehennem'e gezi ve tapınmaya gelenler için bir deniz kapısı durumunda olan ve Ortaçağda Porto Calamie diye anılan koydaki hamam, üç güzeller mozayiği ile ünlüdür.

 

Dilek (Astım) Mağarası

Cennet obruğunun yaklaşık 300 m batısındadır İçine helezonik demir bir merdivenle inilir. Toplam uzunluğu 200 m yi bulan galerileri ilginç görünümlü dikit ve sarkıtları olan mağara, astımlı hastalara iyi gelmektedir. Antik yazar P.Mela'nın verdiği bilgilere göre, bu mağara ejderha Typhon'un yaşadığı indir

 

Göksu Deltası

Göksu deltası, nadir ve nesli tehlikeye düşmüş kuş türleri ile bitkilerin yaşama, üreme, beslenme ve konaklamalarına imkan sağlayan uluslararası önemde olan bir sulak alandır ve dünyanın sayılı kuş göçü yollarından birisidir.

 

Göksu deltasında, 450 türden oluşan Türkiye kuşlarının 332 türü barınmaktadır. Su kuşu türlerinin çeşitliliği ve sayılarının fazla oluşu nedeniyle, özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkındaki Sözleşme (RAMSAR) kriterlerine göre de uluslararası öneme sahip alanlardan birisidir. Ülkemiz bu sözleşmeye 1993 yılında taraf olmuş, 1994 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce onaylanmıştır. 1996 yılında da Kültür Bakanlığı'nca Doğal Sit Alanı ilan edilmiştir. İçel Özel Çevre Koruma Müdürlüğü ve Doğal Hayatı Koruma Derneği tarafından bölgede çalışmalar yapılmaktadır.

 

Delta, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen kuş bilimcilerin (Ornitolog) büyük ilgisini çekmektedir.

Don olayının az görüldüğü iklimi ve tatlı sudan tuzluya değişen çok çeşitli su ortamının varlığı,deltayı Türkiye'nin diğer bölgelerinde seyrek görülen göçmen, kışlayan ve kuluçkaya yatan birçok kuş türü için çekici kılar. Bu kuşlardan saz horozu, yaz ördeği, yalı çapkını, kızılbacak, kızılşahin, balıkçıl, sakar meke, yeşilbaş ördek Göksu deltasında sürekli, Flamingo ise kışın barınmaktadır. Sazhorozu Göksu deltasının sembolü olmuş ve kuş gözlemcileri tarafından sürekli izlenmektedir.

Göksu deltası ve onu çevreleyen tepeler, yüksek çeşitlilik ve yoğunlukta sürüngen toplulukları barındırır. 1991'de 4 tür kara ve su kurbağası, 6 tür kara ve su kaplumbağası, 14 tür kertenkele ve 10 yılan türü belirlenmiştir. Delta, deniz kaplumbağalarının (Careta caretta, Chelonia mydas) Doğu Akdeniz'de yeralan 1. derece yumurtlama alanıdır. Nesli tükenmekte olan mavi yengecin (Callinectes sapidus)üreme alanı da Göksu deltasıdır. Kıyılarında fok balığı da yaşamaktadır.

Paredeniz dalyanı, delta ekonomisi içinde önemli bir yere sahiptir. Kefal, yılanbalığı, levrek, çipura gibi balık çeşitlerinin çıktığı dalyan, bir su ürünleri kooperatifi tarafından işletilmektedir.

Göksu, Seyhan ve Ceyhan'dan sonra Akdeniz'e dökülen akarsuların en önemlisidir. Uzunluğu 260km'dir. Sularını topladığı havzası 10.400 km'dir Deltayı ikiye bölerek denize ulaşır.

Deltadaki tüm sulak alanların toplamı 1.954 ha'dır. Akgöl, deltanın en büyük su kültesi olupi .200 ha'lık bir alanı kaplar ve tatlısu gölüdür. Bitki ve hayvanlar için oldukça zengin yaşam ortamı oluşturur.

Göksu deltası, Akdeniz iklimine özgü çok çeşitli doğal bitki öı~tüsüne sahiptir. Son yapılan araştırmalara göre, bölgede 352 bitki türü belirlenmiştir. Türkiye'de korunmaya ihtiyacı olan 8 adet dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan tür ile 32 adet nadir tür deltada yaşamaktadır.

Ova ve kıyıdan itibaren kuzeye doğru yer alan dalgalı arazi kuşağındaki makiliklerde, defne, zakkum, menengiç, murt, harnup gibi tipik Akdeniz bitkileri vardır. Makilerden sonra başlayan ormanlar2000 m'den sonra seyrekleşerek, yerini 2500 m'den sonra çalılıklar ve geniş otlaklara bırakmaktadır.

Silifke Belediyesi, Dünya Bankası ve Avrupa Komisyonu'nun desteği ve finansörlüğü ile 1991 yılında kurulmuş olan Akdeniz Şehirleri Belediyeler Birliği'nin (MEDCITIES NETWORK) Türkiye'den tek üyesidir. Birlik içinde aktif görev alan Silifke Belediyesi, "Sürdürülebilir Gelişme ve Yerel Gündem 21"çerçevesi içerisinde, ekoturizmle ilgili pilot proje yürütmekte, bu projeyi uluslararası platformlara taşıyarak, hem bölgeyi tanıtmak, hem de dış kaynaklı finansman sağlamayı amaçlamaktadır.