Site Üyeliği      Yeni Üyelik   |   Şifremi Unuttum
Dil seçiniz
Dil seçenekleri ile ilgili çalışma devam etmektedir.

Eskişehir
Tanıtım Portalı

GÖNÜLLÜLERİMİZ

Gönüllülerimiz
Arasına katılın!
Siz de gönüllülerimizden biri olup, ülke tanıtımına katkıda bulunabilirsiniz.
YORUMLARINIZ

Kent Hakkında Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın!
Yorumlarınızı sitemizden bizlerle paylaşabilirsiniz.
E-DAVETİYE

E-Davetiye
Gönderin!
Dünyanın her köşesine e-davetiye göndererek şehrinizi tanıtabilirsiniz.
Sitemizi Tavsiye Edin, Paylaşın

Eskişehir şehri tanıtım portalı

Eskişehir ile ilgili aradığınız bir çok bilgiyi bu tanıtım portalında bulabilirsiniz. Eskişehir otelleri, Eskişehir turizm aktiviteleri, Eskişehir hakkında güncel haberler,Eskişehir fotoğrafları, Eskişehir yemekleri, Eskişehir şehrindeki kültürel etkinlikleri ve Eskişehir şehrindeki ilçeler hakkında doğru bilgiye bu tanıtım portalından ulaşabilirsiniz.
 
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Didim İlçesi’ndeki Artemis Tapınağı’nın dünyanın 7 harikasından birisi olduğunu
Rehberlik | Eskisehir Rehberleri

ali-ra
Türkiye’nin Parlayan Yıldızı ; Eskişehir

 

İki nehrin ve birçok kültürün beslediği, eski ve yeninin harmonisinden doğan dinamik ve modern bir şehirdeyiz bu gün…

Kuruluşa ve kurtuluşa şahit olan; Türkiye’nin parlayan yıldızı Eskişehir’de…

Önce, İnsan sevgisi, neredeyse kendisiyle özdeşleşmiş “sevgi felsefesinin bir parçası olan Yunus Emre’ye misafir oluyoruz…

 Yunus’un insan sevgisini ilahi sevgi ile nasıl bağdaştırdığını gösteren en çarpıcı mısralarından birini anımsıyoruz.

“Yaradılanı hoş gör / Yaradan’dan ötürü’’

Yunus Emre’ye göre insanlar, din, mezhep, ırk, millet, renk, mevki, sınıf farkı gözetilmeksizin sevilmeyi hak etmektedirler. Madem ki insanoğlu ruh yönüyle Allah’tan gelmektedir; öyleyse insanlar hiçbir şekilde birbirlerinden bu anlamda ayrılamaz!

Yunus Emre’nin ilk mezarı 13.yüzyıla ait olup, demiryolu bitişiğinde dikdörtgen planlı taşlardan, 1,5 - 2 m. yüksekliğinde avlu duvarları içindedir. 13.yüzyılda yaşamış olan Yunus Emre, Yunan İşgalinde yıkılan ilk mezarından 1949 yılında alınarak bir törenle poryum üzerindeki ikinci mezarına, 1970 yılında da üçüncü mezarına nakledilmiştir. Üçüncü mezarı 13.yüzyılda Selçuklu mimarisini andıran 8 sütunlu, kemerli, etrafı açık sekizgen bir mekan türbe halindedir.

 Tüm insanları sevgiye, birlik ve beraberliğe çağıran halk aşığının mezar taşının ön cephesinde yazılı olan “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” Sözlerini okuyoruz, burada Yunus Emre’nin yaşam felsefesi özetlenmiş. Türbede çeşme, müze, cami, minare, şadırvan, kültür evi ve Yunus Emre’nin heykelini görüyoruz.

Yaklaşık 800 yıl önce burada yaşayan Nasrettin Hoca’ya misafir oluyoruz…

Ünlü mizah ustası Nasrettin Hoca, 605 (1208-1209) yılında Sivrihisar'ın Hortu köyünde doğmuştur. İlk bilgilerini köy imamı olan babasının yanında öğrenmiştir. Daha sonra Akşehir' e giderek Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim gibi devrin tanınmış alim ve ariflerinden eğitim almıştır.

Yapmış olduğu nüktelerle güldüren ve aynı zamanda düşündüren, ününü bu şekilde bütün dünyaya yaymayı başaran bilgemizin fıkraları da kültürlere göre değişimler göstermiştir.


Nasrettin Hoca adı, zekası ve fıkralarıyla dünyaca tanınmış bir halk filozofudur. Hoca' nın hayat, tabiat ve cemiyet içindeki insanı, keskin görüşler ve zeki söyleyişlerle karikatürize eden nükteleri yalnız bir milleti değil, bütün insanlığı tatmin edecek değerde olduğundan bu Türk zekası başka milletler arasında da tanınmış ve sevilmiştir. Türk halk zekası ise, bu nüktelerde kendi mizah dehasını bularak onları sevmiş, yaymış, bütünlemiş ve çoğalmıştır. Nasrettin Hoca Fıkraları batı dillerine de çevrilmiştir. Nasrettin Hoca İran, Mısır, Irak gibi ülkelerde, Kafkaslarda, Balkan ülkelerinde ve Avrupa ülkelerinde de tanınan ünlü bir mizah ustasıdır

Hititlere, Friglere dayanan tarihinde pek çok medeniyeti barındıran Eskişehir, gelişen şehircilik anlayışı ve uygulamalarının yanı sıra iki üniversitesi, kültürel alt yapısı ile sanat yapıları, havacılık merkezi, planlı sanayisi, yer altı zenginlikleri ve sosyal yaşam seçenekleriyle çok gelişmiş, Avrupa kentleri seviyesine yaklaşmıştır.

Tüm çağların en zengin kralı  kimdir,  biliyormusunuz?
Frigya Kralı Midas... Bugün Eskişehir'in merkezi olarak bilinen yerin kralı, Midas'tı. Midas'ın tarihte ilk görünüşü, M.Ö. 700'lü yıllarda Delhi Mabet'ine hükümdarlık yapmasıyla başlar. Midas, Yunan Kralı Agamemnon'un kızıyla evlenir. Ardından uzak bölgelerdeki ticareti yönlendirmekle görevlendirilir. Böylece güçlenmeye ve zenginleşmeye başlar. Silenus'un (Baküs'ün üvey babası) ganimetlerini ele geçirir. Bunun üzerine tanrılar tarafından "dokunduğu her şeyin altına dönüşmesiyle" cezalandırılır. Önceleri Midas çok mutludur, ancak mutluluğu uzun sürmez. İlk olarak açlıkla karşı karşıya kalır, çünkü dokunduğu her şey altına dönüşmektedir. Ama en büyük üzüntüyü, çok sevdiği kızına sarıldığında, onun güzel bir altın külçesine dönüşmesiyle yaşar. Bu olay, onun içinde bulunduğu dehşet verici durumu daha iyi anlamasını sağlar. Büyük bir pişmanlıkla tanrılardan yardım diler. Onun bu yalvarışlarını duyan tanrılardan Dionysus, Midas'ı bu lanetten kurtarmak için kendisine ait olan Pantolus Irmağı'nda yüzmesine ve güneşlenmesine izin verir. O andan itibaren Pantolus Irmağı'nın alüvyonları altın olur. Fakat Midas'ın bu ırmağın neresinde yıkandığı bilinmemektedir. Burası henüz keşfedilmemiştir. Ancak Kral Midas tüm zamanların en zengin kralı olarak tarihteki yerini alır...

Midas hakkında halk arasında oldukça yaygın ikinci bir söylence bulunmaktadır: Buna göre Midas'a, Tanrı Apollo ve Satyr Marsyas (Silenus) arasında düzenlenecek müzik yarışmasında jüri üyesi olması teklif edilir. Midas, Satyr ve Apollo tarafından sürekli tehdit edilir. Yarışma sonunda Midas, kararını adaletli bir krala yakışır şekilde verir. Sonuçta Apollo yarışmayı kaybeder, çok öfkelenir ve Midas'ın kulaklarını "eşek kulağına" çevirir. Midas, kulaklarını bir şapkanın altında herkesten gizler. Fakat sonunda berberi görür ve Midas'ın isteği üzerine bu sırrı saklayacağına yemin eder. Ancak bir süre sonra berber bu sırrı içinde tutamaz ve sazlıklara haykırır. Rüzgarda sallanan sazlıklardan "Midas'ın kulakları eşek kulağıdır", sesleri duyulur. Böylece herkes Midas'ın sırrını öğrenir. Bu trajedi, Apollo'nun Midas'ı affetmesiyle son bulur. Apollo Midas'a eski kulaklarını geri verir. Böylece Midas, tarihin en popüler kralı olur.

Çağdaş Türk piyesi yazarlarından Güngör Dilmen, bu hikayeyi "Midas'ın Kulakları" adı altında oyun haline getirmiştir. Ayrıca, Ferit Tuzun tarafından aynı konuda "Kral Midas Operası" bestelenmiştir. Kral Midas, Eskişehir yöresinde ve Türkiye'de olduğu kadar, diğer ülkelerde de çok ünlüdür.

Bu efsanelerin kaynağına misafir oluyoruz…

Dünyada eşi benzeri olmayan Yazılıkaya Frig Vadisi ağırlıyor bizi…


 Yazılıkaya, binlerce yıl önce, Frigya yaylası üzerinde, 1315 metre yükseklikte, dikdörtgen şeklindeki kayalık bir platform üzerine kurulmuş…

Roma devrindeki yazarlar, bu bölgenin havasının sağlıklı ve toprağının bereketli olduğundan söz etmişlerdir. Bardakçı Suyu da bu bölgeden geçiyor. Midas Anıtı, Frigya sanatının tipik bir örneği. Bu anıt, bir mezar anıtı olmayıp, Frigya'da pek çok kaya anıtı örneğinde görüldüğü gibi, bir Kybele (Ana Tanrıça) heykeli koymak üzere yapılmış. Anıtın üzerinde Frig yazıları olduğundan "YAZILIKAYA", yazılarda ise "MİDAS" adı geçtiğinden "MİDAS AMİTİ" denmiş. Kült bir anıt.  M. Ö. 550 yıllarında yapıldığı sanılıyor. Kaya üzerinde, bir tapınağın cephesi  işlenmiş. Cephe doğuya bakıyor. Anıtın en ilginç yönü, üzerinde henüz çözülememiş olan ve ilk kez 1839 yılında Ch. Texiker tarafından yayınlanan, üç yazıtın bulunması.

Birinci Yazıt: Alınlığın üzerindeki kaya çıkıntısı üzerinde bulunan 11 m uzunluğunda ve 45 cm büyüklüğündeki harflerin yazılı olduğu bir yazıt. Frig dili ile ilintili "ATEŞ" ve "MİDAİ" sözcükleri belirgin olarak okuyabiliyoruz. Ateş, Frigliler'in bir tanrısı. Midai, efsanelere göre Kral Midas'ın annesi ve ürünlerin koruyucusu. Aynı zamanda, demirin keşfi de bu tanrıçayla ilgili. Bu yüzden, bu anıt ile demir endüstrisi kökeni arasında bir bağlantı bulunuyor.

İkinci Yazıt:  Midas Anıtı' nın iki ucunda dikdörtgen şeklindeki bir girintinin, dip duvar ve yan duvarı üzerinde, 45 cm’lik harflerle işlenmiş bir yazıt.

Üçüncü Yazıt:
Kuzey taraftaki dikdörtgen dikmenin üzerinde, yukarıdan aşağı 25 cm büyüklüğündeki harflerle yazılmış. Yazıtın başındaki "BABA" sözcüğü belirgin olarak okunabiliyor.

Küçük Yazılıkaya:
Midas Anıtı'nın, 210 metre güneybatısında yukarıdan aşağıya işlenmeye, oyulmaya başlanmış; ancak alt kısmı işlenilmeden kalmış bir anıt. Midas Anıtı ile benzer yönleri var. Üstte süslü bir alınlık, iki yanda geometrik motifler yine üstte yatay bir motifle birleşiyor. Anıtın işlenmiş kısmı, 180 metre. Bu anıtın da Midas Anıtı gibi, dinsel törenlerde kullanılmak için yapılmaya başlanmış olduğu sanılıyor.

Tanrıçalarının çıplak yarlarda olduğuna inanan Frigler; Tapınak cephesi biçiminde işledikleri kayalar önünde dinsel törenlerini yaparlarmış.

Antik Yazılıkaya Platformunun kuzeydoğu yamacında, 17.00 m. yüksekliğinde ve 16.50 m. genişliğinde, doğuya bakan anıt üzerinde yazılar olması nedeniyle "Yazılıkaya" olarak isimlendirilmiş, Frig Kralı Midas' a dayandırılarak "Midas Anıtı" da deniyor. Antik şehir ismini bu anıttan almıştır. M. Ö. 6. yy. ilk çeyreğine tarihleniyor. Frig Kaya Anıtlarının en görkemlisi, bölgenin ve dünyanın önemli, ünik yapılarından. Üzerindeki çatlakları ile yıkılma tehlikesi arz eden anıtı kurtarabilmek için bilimsel inceleme ve araştırma yapılıyor.

Antik Yazılıkaya Platformunun batı yamacında, Tamamlanmayarak yarım bırakıldığından arkeolojide "Bitmemiş Anıt" olarak adlandırıan. Yazılıkaya Anıtının yaklaşık 200 m. Güneybatısında Bitmemiş Anıt’ı inceliyoruz.  Tamamlanmamış olması bize Frig Kaya Anıtlarının yapımındaki çalışma metotlarını anlamamızı sağlıyor. Böylelikle anıtların oluşturulan doğal terasta, iskele kurulmadan yapıldıklarını düşünebiliyoruz. Anıtın batıya bakması ayrı bir özellik taşıyor. Frig Kaya Anıtlarının özünü teşkil eden niş, bitirilmemiş olmasından dolayı, anıt yüzeyine işlenmemişse de anıtın sol alt kısmına işlenmiştir. Frizinde lotus - palmet motifi bulunuyor.

Antik Yazılıkaya Platformunun doğu yamacındaki Bitkisel Motifli Anıt (Sümbüllü Anıt - Damalı Anıt) , stilize bitkisel motifli akroterinden dolayı Arkeolojide “Hyacinth Anıtı”olarak adlandırılıyor. Anıtsal niş içinde dama motifleriyle dikkati çekiyor, diğer anıtlardan ayrıcalıklı olarak, üçgen alınlık altında sadece niş olmasıyla sanki niş'in Friglerce ne denli kutsal olduğunu vurgulamak istiyor.

Küçük Yazılıkaya (Arezastis) Anıtının üst cephesindeki Frigçe yazıtlardan dolayı Arezastis Anıtı olarak da biliniyor. Frig Kaya Anıtlarının tüm özelliklerini taşıyan bu anıt, tam olarak bitirilmemiştir. Tanrıça Kybele' nin Frigleri gözlediği inancıyla ufak da olsa anıt yüzeyine, muhakkak bir niş yapılmış.

Üç boyutlu olan Bahşeyiş Anıtı (Bahşeyiş - Bahşiş Anıtı); Frig Kaya Anıtlarının genel özelliklerini taşıması yanında, kapı nişinin ortasında bulunan oyuğun, arkada üçgen alınlığın üstünden aşağı inen bir oyuk ile birleşmesi, "Sıvı Sunak", "Kült Anıtı" olduğunu anlamamıza yardım ediyor. Frigler bu anıtı yapmakla; "Kybele" in kendilerine bahşettiği nimetleri tekrar Kybele'ye sunarak, şükran duygularını dile getirmek istemiş olabilirler.

Antik Yazılıkaya Kentinde, platformun kuzeybatı yamacında, 1970'de tespit edilen Anıtsal Frig Kaya Mezarı, Frig ahşap mimarisini en güzel şekilde temsil ediyor .Frig mimarisinin iç yapısının en ince detayına kadar işlenmiş olan bu kaya mezarı anakayaya yekpare oyulmuş, girişi kuzeyden, yastıklı iki klinesi  bulunuyor.

Bölge halkının "Kızlar Manastırı" olarak adlandırdığı Gerdekkaya Mezar Anıtı ; Grek mimarisi içinde Dor Mimari stilinde, iki sütunlu bir tapınak cephesi biçiminde, volkanik tüf kayalığa oyularak, yekpare bir şekilde işlenmiş arcosoliumlu iki mezar odalı anıtsal bir kaya mezarı olarak yapılmış. Dor mimarisinin en ince detayları kayaya işlenmiş. Hellenistik Çağ'a tarihlenen anıtın üçgen alınlığının altında triglif-metop sıraları bulunuyor.

Kaya yüzeyine tapınak cephesi biçiminde işlenen kaya anıtları ve kaya anıt mezarları yanında, askeri soylular sınıfının yaşadığı, kayalıklar üzerine kurulmuş, tahkimli Frig kaleleri’ne misafir oluyoruz. Genellikle bölgeye hakim tepelere kurulan Frig Kalelerinde, örülmüş sur duvarları yanında, doğal kayaya oyulmuş mazgal delikli sur duvarları, kale girişleri, gizli merdivenler önemli geçitler, dinsel amaçlı anıtsal nişler, kaya mezarları, anıtsal basamaklar, kaya anıtları, kaya rölyefleri, sunaklar, sosyal amaçlı sarnıçlar, karlıklar, ahşap mimari izleri ile Frig kaya işçiliğinin bütün detaylarını görebiliyoruz. Ufak çaptaki kaleler ise haberleşme kuleleri olarak kullanılmış olmalılar.
Frig Kaleleri, Hellenistik, Roma ve Bizans Çağlarında, orijinal kullanımları yanında, zamanının kültürünü yansıtan değişik tipte kaya mezarları, kaya anıtları ve kaya barınakları ile kayaya oyulmuş irili ufaklı kiliselerin yapılması ile değişikliklere uğramışlar. Buna rağmen Frig kaya işçiliğinin detaylarını Frig kalelerinde gözleyebiliyoruz.

Doğal kayalıklarda, yeraltına oyularak yapılmışHan Antik Kenti’ne misafir oluyoruz . Yeraltına yapılan kat kat mekanlar ile mekanları birbirine bağlayan koridorlar, en alt seviyede, kuzeyden gelen bir temiz su kanalına bağlanıyor.
Yapılan araştırmalarda, bugünkü ilçe merkezinde, kayalıklara oyularak yapılmış gömü ve benzeri mekanların yerleri saptanmış. Yeraltı şehrinin yakınındaki mezar odası 1992 yılında Eskişehir Müzesi tarafından temizlenmiş. Gömü odasının girişi güneydoğudan. Yeraltına oyularak yapılmış üç odadan oluşmaktadır. Odalarda arcosoliumlu sandukalar bulunuyor. Oda duvarının özellikle üst seviyesinde ve tavanda rozet, baklava dilimi, fiyonk, yaprak ve fırıldak motiflerini inceliyoruz. Bu bölgede bilinen tek örnek olduğu söyleniyor. Ayrıca ilçe merkezinde kolosal gömü taşları bulunuyor.

Pessinus Arkeolojik Siti ‘ne varıyoruz.
 Antik Pessinus kenti, antik Kral Yolu üzerinde olup, ticareti yanında Kybele ve Attis için yapılan ayinleri ile de ün salmıştır. Pessinus, çok eski çağlardan beri Kybele Kültünün en önemli merkezidir. Ana Tanrıça Kybele'nin başında kuleye benzer yüksek bir taç vardır; Bu taç, onun, kentlerin ve tarımsal ürünlerin tek egemeni sayıldığının simgesidir. Aynı zamanda genç kızların da koruyucusudur. Kybele kültünün Frig Krallığının ilk zamanlarına, çok masraflı bir ilk tapınağın yapılmasını hatta şehrin kuruluşunu Frig Kralı Midas'a bağlayan geleneğe rağmen, şehrin kuruluşu daha eski çağlara dayanır. Söz konusu tapınak etrafında bir baş rahip tarafından yönetilen bir "Rahip Prensliği" gelişmiştir. M.Ö.205'ten itibaren I. Attalos'la Pessinus baş rahibinin arasında dostluk bağları kurulmuştur. Sibil kehanetinden sonra M.Ö.205/4 yıllarında Roma'yı Annibal'dan kurtarmak için Palatin'deki zafer tapınağına konulmak üzere Kybele'nin heykelini almak üzere bir Roma heyeti Bergama kralı aracılığı ile Pessinus'a gelmiştir.
Helenistik Çağda (M.Ö.3 yy.) Grek hakimiyeti altına giren Pessinus şehrinin yapı ve planları Yunan anlayışına göre düzenlenir. Mabet tamamen onarılır. Meclis binası, stoa, yollar, kanal ve tiyatro kurulur. Pessinus, M.Ö.25 tarihinde Augustus zamanında Roma hakimiyeti altına girerek, şehir bu çağda çok gelişir ve büyür. Şehrin içinden geçmekte olan su kanalı mermerlerle onarılarak iki yanı heykellerle süslü muhteşem bir duruma getirilir. Hatta şehrin iç kısmandaki kanal tamamen mermer döşenerek içine merdivenlerle girilen bir havuz havasına bürünür. Şehir kendi adına para basma imtiyazına sahip olur. Mahalli Kybele dini inanç ve ayinlerine saygı daha da artar. Bizans Çağında şehir çok bakımsız kalır. Yeni bir şey yapılmaktan ziyade, eski yapılar sökülerek basit iskan malzemesi olarak kullanılır. Şahane sanat eserleri kırılarak temellerde yapı malzemesi olarak kullanılır. M.S. 800 yıllarından sonra ise şehir bütün vasıflarını kaybeder. Bundan faydalanan Jüstinianapolis (Sivrihisar) üstünlüğü ele alır.
Tarihi zenginliklerinin yanı sıra;


Bin bir derde şifa kaplıcaları geziyor, sağlık ve şifa buluyoruz.Yeraltı suları açısından nitel ve nicel olarak, son derece zengin olan Eskişehir’de Termal Su, çok eski çağlardan beri yaygın olarak kullanılmaktadır. Pek çok bilimsel ve akademik tartışmada antik Dorlaion kentinin kuruluş yeri olarak, Eskişehir merkezindeki sıcak sular bölgesi gösterilmektedir.
Eski Yunanlı yazar Athenaus, M.Ö. 200 yıllarında yazdığı kitabında, içilebilen sıcak sulardan söz etmektedir. Bizans döneminde Eskişehir, şifalı sıcak suları nedeniyle, Bizans imparatorlarının dinlenme merkezlerinden birisi olmuştur.
Roma döneminde Köprübaşı ve Sıcak Sular bölgelerinde bulunan hamam ve kaplıcalar nedeniyle Eskişehir, tercih edilen bir yerleşim yeri olmuştur. Eskişehir bir su kentidir. Eskişehir’e su kenti olma onurunu sağlayan öğelerden birincisi, ilin merkez ve çarşısındaki şifalı su kaynaklarıdır. Bu nedenle Eskişehir, tarih boyunca şifalı Frigya-Phreygia Salutaris olarak bilinen bölgenin önemli yerleşimlerinden birisi olmuştur.
Termal turizm potansiyeli açısından oldukça zengin olan Eskişehir’de Çardak Kaplıcası maden suyu, birinci derecede önemli ve öncelikli termal kaynak suları arasındadır. Yine, Kızılinler, Yenisofça, Hasırca termal kaynağı ve Sakarcılıca termal kaynağı, Türkiye’nin üçüncü drece önem ve öncelikli termal su kaynaklarındandır.

Kaplıcalardan sonra Eskişehir’in en ünlü yemeklerinden oluşan muhtaşem bir öğle yemeği yiyoruz. Göceli Tarhana, harşıl, çiğ börek, katlama böreğinin tadına doyamıyoruz.

Kalabak şelalesinin inanılmaz güzelliğini izlerken çayımızı içiyoruz. Karaçam, ardıç, çınar, akçaağaç, fındık, söğüt, alıç, kavak, kızılcık, böğürtlen, yabani gül, meşe, sarmaşık türlerinden oluşan zengin floryasıyla bizi büyülüyor.

Eskişehir’de bulunan 6 sulak alanın dışında olmasına rağmen kuşlar, Seyitgazi Akin köyü yakınlarındaki Kunduzlar Göletini tercih ediyorlar.

Yağışlı giden ilkbaharın ardından dolup taşan Kunduzlar Göleti adeta kuş cennetini andırıyor. Göçmen kuşlar ile su kuşlarının konaklama yeri haline gelen Kunduzlar Göleti doyumsuz bir manzara sunuyor.

Cennete veda ediyor,dilimizde;

‘’Aynam düştü yerlere
Karıştı gazellere
Tabiatım kurusun
Kıyamam güzellere’’ türküsüyle yolculuğumuza devam ediyoruz…