Site Üyeliği      Yeni Üyelik   |   Şifremi Unuttum
Dil seçiniz
Dil seçenekleri ile ilgili çalışma devam etmektedir.

Edirne
Tanıtım Portalı

GÖNÜLLÜLERİMİZ

Gönüllülerimiz
Arasına katılın!
Siz de gönüllülerimizden biri olup, ülke tanıtımına katkıda bulunabilirsiniz.
YORUMLARINIZ

Kent Hakkında Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın!
Yorumlarınızı sitemizden bizlerle paylaşabilirsiniz.
E-DAVETİYE

E-Davetiye
Gönderin!
Dünyanın her köşesine e-davetiye göndererek şehrinizi tanıtabilirsiniz.
Sitemizi Tavsiye Edin, Paylaşın

Edirne şehri tanıtım portalı

Edirne ile ilgili aradığınız bir çok bilgiyi bu tanıtım portalında bulabilirsiniz. Edirne otelleri, Edirne turizm aktiviteleri, Edirne hakkında güncel haberler,Edirne fotoğrafları, Edirne yemekleri, Edirne şehrindeki kültürel etkinlikleri ve Edirne şehrindeki ilçeler hakkında doğru bilgiye bu tanıtım portalından ulaşabilirsiniz.
 
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Van şehrini Asur Kraliçesi Semiramis’in kurduğunu,bu nedenle kente Şahmirankent’de denildiğini
Rehberlik | Edirne Rehberleri
 

Şehrin Kültürü

GELENEKSEL KIRKPINAR YAÄžLI GÜREŞLERİ

 

Tarihi

 

Güreş, geleneksel Türk sporları içinde ön sıralarda yer alan ve yaşlı güreçilerle gelenekselliğini sürdüren birt spor türüdür.


Kırkpınar güreşleri ile de bu geleneksellik devam etmekle ve devam ettirilmeye çalışılmaktadır.
Edirne 'nin 1361 yılında fethinden önce, Anadolu 'da bulunan Osmanlılar, Orhan Gazi devrinde oğlu Süleyman Paşa Komutasında 1356-1357 yıllarında Rumeli 'ye geçerler. Burada yaptıkları akınlar sırasında savaş yapmadıkları ve mola verdikleri günlerde zamanlarını aralarynda çeşitli sporlar yaparak değerlendirirlerdi. Bir keresinde güreşe tutulan 40 yiğit içinden ikisi tutuştukları güreşi gece yarısına dek sürdürdükleri halde sonuçlandıramazlar ve ikisi de güreştikleri yerde can verirler. Arkadaşları bu iki yiğidi güreş yaptıkları yerde bulunan bir incir ağacının altına gömdükten sonra Edirne 'ye doğru akınlarına devam ederler. Edirne 'nin fethinden sonra Ahırköy Çayırlığına geldiklerinde, o incir ağacının civarında billur kaynaklı bir suyun Kırkpınar çayırlığına doğru aktığını görmüşler, bu nedenle de "Kırktı bunlar. Bu yakaya ilk ayak basanlardır bunlar" diyerek o yere Kırkpınar demişlerdir.


I.Murat Edirne 'nin alınmasından sonra, Edirne 'de bir güreşçiler tekkesi kurmuş ve bundan böylede her sene güreş yapılması bir gelenek haline gelmiştir.


Kırkpınar Edirne 'yi Ortaköy 'e bağlayan 35 km.lik yolun üzerinde, Simavina (Samona) ile Sarı Hızır Köyleri arasında bulunan ve Balkan savaşından sonra (1913) Yunanistan 'a bırakılan Nazif Ağa tarlası denilen Çimenlik bir yerin adıdır. Bu yerin bir tarafı Topçu Ali Ağa 'nın tarlası, bir tarafı çayırlık, bir tarafı Tikio 'lu (Totio 'lu) Recep Ağanın tarlası, bir tarafı Çilingiroğlu 'nun sebze bahçesi ve bir tarafıda Kırklar çeşmesidir. Bu Yiğitleri anmak ve güreş geleneğini sürdürmek için de güreşler 1923-1924 tarihlerinden itibaren Edirne 'nin "Sarayiçi" denilen yöresinde yapılmaya başlanmıştır.

 

Kırkpınar Efsanesi


“Kırkpınar Yağlı Güreşleri” ile ilgili birçok söylenti vardır. Bunlardan en yaygın olanı da şöyledir: Rumeli’nin fethi sırasında Orhan Gazi’nin kardeşi Süleyman Paşa 40 askeriyle Domuzhisarı Kalesi ile birlikte birkaç kaleyi de ele geçirir. Bu birlik geri dönerken, bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan Samona’daki molalarında güreşe tutuşurlar. Bunlardan ikisi yenişemez. Daha sonra iki güreşçi bir Hıdrellez gününde (6 Mayıs) yeniden güreşe tutuşurlar. Güreş sabah erkenden başlayıp gece yarısı iki güreşçinin ölümüne kadar sürer. Arkadaşları tarafından orada bulunan bir incir ağacının altına defnedilirler. Yıllar sonra arkadaşları aynı yere tekrar geldiklerinde iki pehlivan arkadaşlarının gömülü oldukları yerde temiz ve gür pınarların şırıl şırıl aktığını görürler. Bunun üzerine o yer “Kırkpınar” olarak adlandırılır ve böylece “Kırkpınar Yağlı Güreşleri” geleneği başlar.

 

Eski geleneklerin korunduğu Tarihi Kırkpınar Güreşleri ve Kültür Etkinlikleri bir hafta sürer. Şenlikler kapsamında çeşitli folklor gösterileri, fuarlar, sergiler, güzellik yarışmasıyla yöresel yemek yarışmaları düzenlenir. Yurtdışından çeşitli ülke gruplarının katılımıyla uluslararası bir renklilik de kazanan şenliklerin son üç gününde yağlı güreşler yapılır. Büyük, orta, başaltı ve baş boylarında güreşen pehlivanlardan, baş güreşenlerin birincisine "başpehlivan" ünvanı ve altın kemer ödülü verilir. Güreşlerin vazgeçilmez sembolü Kırkpınar Ağası'dır. Ortaya konan koça açık artırmada en fazla parayı veren kişi Kırkpınar Ağası olur ve bir sonraki yılın güreşlerini organize eder. Ayrıca Kırkpınar şenliklerinde ve güreşlerde yarışmaları kazananlara ödüllerini verip misafirleri ağırlar.

Güreşlerin Yapıldığı Yer


Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sonrasında Kırkpınar Yağlı Güreşleri, bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Samona köyü civarında bulunan Kırkpınar Çayırı’ndan Edirne-Mustafa Paşa yolu üzerinde yer alan Virantekne mahalline taşınmıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra güreşler Edirne’nin Sarayiçi bölgesinde yapılmaktadır.

Güreşlerin yapıldığı Tarih


Her yıl genellikle Haziran ayının son haftası ile Temmuz ayının ilk haftasını kapsayan günlerde bir hafta süre ile düzenlenen Kırkpınar Etkinlikleri Bu Yıl 30 HAZİRAN - 6 TEMMUZ 2008 Tarihinde düzenlenecektir. İlk dört günü çeşitli festival etkinlikleri ile geçen haftanın son üç günü (Cuma-Cumartesi-Pazar) yağlı güreş müsabakaları yapılmaktadır. Haftanın son günü (Pazar) başpehlivanlık güreşleri ve Kırkpınar ağalığının ihalesi yapılmaktadır.

 

 

EL SANATLARI VE HEDİYELİK EŞYA


Bir dönem, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentti olan Edirne'de el sanatları çok gelişkindi. Ağaç işlemeciliği, lake kap ve kutu yapımcılığı, çiçek ressamlığı, kitap kapakçılığı, talik yazı ve oyunculuğu, mezar taşçılığı eski el sanatlarının başlıcalarıdır. Bu türlerin çoğu günümüze ulaşamamıştır.

 

Edirne'de ağaç işlemelerinin yaygın bir ünü vardır. Edirne'de İstanbul'dan ve Avrupa'dan alınan etkilerle Edirnekari bir üslup meydana getirilmiştir. Edirnekari ağaç işlerini oyma, kakma ve boya bezekli yapıtlar oluşturur.

 

İşlemelerde genellikle lale, sümbül, karanfil, çiçek buketi, meyve gibi bitkisel motifler kullanılmıştır. Boya bezekli ürünlerde susen yeşili, mor, safran sarısı, hindiba esmeri, kahve esmeri gibi bitkisel boyalar kullanılmıştır.

 

Yörede süpürgecilik pazara yönelik bir el sanatı olarak varlığını sürdürmektedir. Süpürge darısından yapılır. El süpürgesi, sırıklı süpürge, küçük el süpürgesi, top süpürge gibi değişik türleri bulunmaktadır.

Edirne'nin en seki sanatlarından biri de misk sabunculuğudur. Portakal, elma, limon, armut vb. gibi biçimlerde yapılan sabunlar, hediyelik eşya olarak satılır. Çömlekçilik,hasırcılık, sepetçilik de varlığını sürdüren el sanatlarıdır.

 

Edirne'de el ürünü işlemeler, renkleri, anlamlı motifleri, işlemedeki ustalığı ile dikkati çeker. En eski örneklerde bile canlılığını yitirmemiş renkler, Edirne kök boyacılığının eseridir. En çok koyu mavi, pembe, kırmızı, sarı, kara renkler kullanılmıştır. İşlemelerde bitkisel motifler ağır basar. İşlemeler genellikle sakangur ve salaşpur bezlere, Felemenk tipi dokumalara yapılmıştır. İşlemelerde tığ işi, ulama, ajur teknikleri kullanılmıştır.

 

Edirnekari

 

"Edirne işi" anlamına gelir. Saray kenti Edirne'nin yüksek nitelikli sanatsal yaratım etkinliğinin el sanatlarına yansıması sonucu Edirne'den gelişen bir süsleme üslubudur.14.yüzyıldan beri farklı malzemeler üzerine uygulanmaktadır. Günümüzde,sandık,dolap çerçeve gibi ahşap malzemeler üzerine boya ile işlenerek yapılmaktadır.

 

Seramik Ürünler

 

Osmanlı başkenti Edirne, Türk Çini ve seramik sanatının önemli merkezlerinden biriydi.Sultanların vazgeçemediği süsleme tarzı ,saray ve anıtsal yapıların emsalsiz çinileri,Edirne'nin kültür mirası içinde önemli bir yer tutar.

 

Osmanlı döneminde bir moda merkezi haline gelmiş Edirne'de, halk, sarayın da etkisiyle giyim-kuşam yönünden Avrupalı kadınlardan geri kalmaz duruma gelmişlerdi.

EDİRNE’DE GİYİM KUŞAM


Trakya ve Edirne halkının kendisine özgü bir kıyafeti ve giyim kültürü bulunmaktaydı öyle ki 1453 yılına kadar Osmanlı'ya başkentlik yapmış Edirne, İstanbul'un başkent olmasından sonra da bu önemini korumuş bu sayede Edirne halkı, sarayın da etkisi ile giyimine oldukça düşkündü. Edirne sarayı giyim ve kuşamda İstanbul saraylarını aratmayacak düzeydeydi ve şehir Osmanlı döneminin bir moda merkezi haline gelmişti.


Batılılaşma hareketi Edirne sarayını da etkilemiş, Edirneli kadınlar giyim ve kuşamda Avrupalı kadınlardan geri kalmaz duruma gelmişlerdi, hatta onlardan daha ileri düzeye erişmişlerdi. III. Ahmet Edirne'de oturduğu sırada, İngiltere Sefiri'nin eşi Lady Monteguie Edirne'ye gelmiş ve bir süre Edirne'de yaşamıştır. Edirne'den İngiltere'ye yazdığı mektuplarda kadınların giyim biçimleri hakkında şunları yazmaktadır:


"Türkiye'de güzeller, İngiltere'dekinden daha çok ve hepsi mütenevvi. Burada hiçbir genç kadına tesadüf edilmez ki güzel olmasın. Hemen hepsi kara gözlü, tenleri dünyanın en güzel renginde. Asil bir Türk kadını nasıl giyinir, bunu öğrenmek ister misiniz? İşte yazıyorum. Onun arkasında dolama denilen bir gömlek vardır. Düğmeleri nohut iriliğinde elmastan yapılmıştır. Dolama daha küçük çapta elmaslarla süslü iki iğne ile kemere tutturulmuştur. Ten üzerindeki iç gömleği, baklava biçiminde iki elmas düğme ile ilikli. Kemer, gayet geniş ve baştanbaşa elmas. Gerdan dize kadar inen üç dizi inci ile sarılı. Dizilerden birinin ucunda Hint tavuğu yumurtası kadar büyük bir zümrüt asılı. Küpeleri takıldığı yere yakışacak değerdedir. Yüzükler de öyledir. Güzel hatta pek güzel olan parmakların zarafetini kendi ışıklarıyla aydınlatıp dururlar. Benim gördüğüm Türk kadınlarındaki süslerin yarısı kıymetinde süs taşıyan Avrupalı bir kraliçe yoktur."


Lady Monteguie' nin bu mektuplarından Edirne'deki kadınların giyimlerinin ne kadar ihtişamlı olduğunu anlamaktayız.


Edirne giysilerinde, Edirne'ye özgü pembe renkli atlas kumaşlar kullanıldığı gibi, kadın giysilerinde, hama kumaşı, martin denilen bir nevi ipekli kumaşlarda kullanılmıştır.


Atlas; yüzü ipek, tersi pamuk, parlak yüzlü düz bir kumaş ve üzerinde işleme yapmaya elverişli bir kumaş türü olduğundan, üzeri altın ve gümüş tellerle işlenmiştir.


Nasıl Giyinirlerdi?


Edirne'de kadınlar; şalvar ve entarinin üzerinde kuşak ve kemer kullanılırdı. Dokuma kumaşlardan yapılmış kemerler kullanıldığı gibi, madeni kemerler de bele takılırdı.
Şalvarı bele bağlayan bütün kuşağa uçkur adı verilmektedir. Uçkur bağlandıktan sonra belden aşağı sarkıtılan uçkurun uçlarına, güzel işlemeler yapılırdı. Şalvarın üzerine, bürüncük adı verilen kumaştan yapılmış gömlekler giyilirdi. Bürüncük kumaşlar ipek ipliği ile pamuk ipliği de kullanılarak dokunmuştur.


Kadınlar, başlarına kenarları iğne oyası, mekik, tığ ve boncuk oyaları ile süslenmiş grep veya yemeni bağlarlardı. Zengin hanımlarda başlarına iğne oyası ile süslenmiş hotoz tabir edilen serpuşu giyerlerdi.



Takılar


Edirne kadınında mücevher giysiyi tamamlayan vazgeçilmez bir unsurdur. Edirne sarayında ve konaklarındaki kadınlar, zümrüt, yakut, elmas, akik, mercan, yeşim, inci gibi değerli taşları kullanırken, köylerde ise altın ve gümüş küpe, bilezik, gerdanlık, yüzük takıyorlardı. Köy kadınları altınları genellikle kurdele üzerine dizerek boyunlarına takmakta, nazarlık ve muska gibi süs özelliği taşıyan eşyalar da kullanmaktaydılar.


Osmanlılar döneminde Edirne'de yaşayan kadınlar, sokağa çıktıklarında koyu renkli ipek veya çuha kumaştan yapılmış ferace, yeldirme veya çarşaf giyerler; sadece gözleri açıkta kalacak şekilde yüzlerini tülle örterlerdi.

Günümüzde de kırsal kesimde yaşayan kadınlar arasında çarşaf, ferace ve şalvar giyilmeye devam edilmektedir.


Kadın Pabuçları


Kadınlar ayaklarına evde ve sokakta yün ve pamuktan yapılmış çoraplar giyerlerdi. Köylerde, elde beş şişle örülen köylü çorapları çeşitli renklerden yapılmış motiflerden oluşmaktaydı. Edirne sarayında ve varlıklı ailelerde, ayaklara mercan terlik, deriden yapılmış kısa ve uzun konçlu çizme, sedef kakmalı nalınlar giyilirdi. Halk arasında ise, keçe, çizme, çarık, dolak sade nalınlar ve yemeniler giyilmekteydi.


Erkek Giyimi


Erkekler ise ayaklarına tulumbacı yemeni veya ökçeli, altı kalın köseleli, çivili yemeni adı verilen arkaları basık ayakkabılar giyerlerdi. Burun kısmı sivri kesilen deriden yapılan, topuk ve yan kısımlarına ip geçirilerek ayak gibi şekil verilen çarık, köylü halk arasında giyilirdi. Çarık, cumhuriyet döneminde de bir süre daha çobanlar tarafından keçeden yapılmış, kebe ile birlikte giyilmiştir.


Erkek giyiminde; bele kuşak takılarak, potur ve ağlı şalvar giyilmiştir. Üzerine, camadan, fermene, kolsuz camadan, kavuşturmalı yelek, mintan, salto giyilir, başı örtmek için fes kullanılırdı.
Potur, Karapınar biçimi, Rusçuk biçimi, Tek gözlü potur ve kulaklı potur olmak üzere dört çeşittir.
Karapınar biçimi potur: Ağı olan poturdur.


Rusçuk biçimi potur: Ağı çalık ve dar olan poturdur. Bu poturların ayak bilekleri ve cepleri kaytanlı ve çiçek işlemelidir. Cepler ve diğer aksam kaytanlıdır. Kaytan işlemeler müşterinin arzusuna göre beş sıradan dokuz sıraya kadar dikilirdi.


Kulaklı potur: Bu tabirden amaç, paça çiçek işlemeli ve kulak şeklinde olup bu kulaklar ayağa giyilen ayakkabıların üzerini örter şekildedir. Poturların dikiş yerleri umumiyetle kaytanlıdır. Kaytanın en makbulü, Bulgaristan'dan gelen bu kaytanı kullanırlardı. Poturlar, gri, lacivert, mavi bazen de siyah çuhadan dikilirdi.


Şalvar; üst kısmı bol ve büzgülü, paçaları ayrı ve genişçedir. Erkeklerin şalvarı kadınlarınkine göre daha dar ve sadedir. Şalvar, ağlı şalvar, yarım ağlı şalvar, elifli şalvar isimleriyle üç şekildedir. Şalvarların cep ve paça ağızları hafif kaytanlıdır. Şalvar üzerine düz ve harçsız salta giyilir.


Salta; kaytansız, kol ve yen ağızları yırtmaçlı ve açıktır. Bu kısmı kırmızı gezi denilen bir nevi astar kaplıdır. Bele, beyaz yapak kuşak, acem şalı veya ipekli Trablus kuşağı sarılır. Başa giyilen fesin üzerine ise cenber veya kefiye bağlanır.


Camadan (camedan); yakası kaytanlı ve çiçek işlemelidir. Kolları ve kolçakları (kolların dirsekleri) da yine çiçek işlemeli, kol ağızları açık gümüş veya sarı düğmeli olup, kol ağzından omuz başlarına kadar da gül işlemelidir. İşlemelerde iki tür çiçek kullanılmıştır. Birisi kesme çiçek, diğeri de selvi çiçektir. Bu elbiselerde dikiş ekleri kaytanla tutturulur ve diğerine o şekilde eklenirdi.


Kolsuz Camadan (camedan); kısa, kolsuz ön tarafı çapraz kavuşur gibi olan bir yelektir. Halk ve esnaf tarafından giyilirdi.


Fermene: Kolsuz, çuha veya abadan kesilirdi. Şekil olarak camadana benzer ancak ondan biraz daha uzundur. Kollu camadan üzerine giyilir, yelek şeklindedir. Bunun da üzeri çiçeklerle süslenmiştir, süslemelerde camadan da olduğu gibi kesme ve selvi çiçekleri kullanılmıştır. Süslemelerde kullanılan iplik, bükme ipek siyah ibrişimidir. Bunu giyen ler artık üzerine salto giymezlerdi.


Salto: Salto da çuhadan yapılmıştır, fermene gibi iki çeşit çiçek işlemelidir. Arkas ve kolları gül işlemeli, önlerin iki yanı ise selvi çiçek işlemelidir.


Cepken: Kolları takma ve iğretidir ve istenildiği zaman takılır, çıkartılır. Giyildiği zaman kolları giyilmez, iki tarafı omuz başlarından arkaya sarkar. Cepken giyenlerin poturlarının ağları boldur. Diz bağı tabir edilen püsküllü şeritlerin baldırların üzerine bağlanır. Püskülleri de yan tarafa sarkıtılır. Cepken ve potur giyenler beldeki kuşağın üzerine silahlık bağlarlardı.


Erkek giyiminde yağlıkların da ayrı bir yeri vardı. Yağlıklar sofra dışında çevre ve mendil gibi yalnız erkeklerce kullanılırdı. Yağlıkla çarşıdan alınanlar taşınır, file görevi görmediği zamanlar işlemeli kısmı kuşağın kıvrımından sarkıtılarak yürünürdü.


Saat köstekleri de kıyafeti tamamlayan unsurlardan birisidir. Edirne erkek kıyafetlerinde asmalı gümüş saat kösteği vardır. Bu köstekler iki çeşittir. Birisi tek ve kalın zincirdir, diğeri de 4-5 sıra gümüş zincirdir.


Esnaf halk arasında iş görürken önüne futa adı verilen önlük bağlardı.


Şehrin Kültürü etiketleri
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Lütfen bekleyiniz...
Yorum yapmak için üye olmalısınız veya üst bardan üye girişi yapmalısınız.
Yorumunuz
olarak oturum açmışsınız. Çıkış?

1000