Site Üyeliği      Yeni Üyelik   |   Şifremi Unuttum
Dil seçiniz
Dil seçenekleri ile ilgili çalışma devam etmektedir.

Bolu
Tanıtım Portalı

GÖNÜLLÜLERİMİZ

Gönüllülerimiz
Arasına katılın!
Siz de gönüllülerimizden biri olup, ülke tanıtımına katkıda bulunabilirsiniz.
YORUMLARINIZ

Kent Hakkında Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın!
Yorumlarınızı sitemizden bizlerle paylaşabilirsiniz.
E-DAVETİYE

E-Davetiye
Gönderin!
Dünyanın her köşesine e-davetiye göndererek şehrinizi tanıtabilirsiniz.
Sitemizi Tavsiye Edin, Paylaşın

Bolu şehri tanıtım portalı

Bolu ile ilgili aradığınız bir çok bilgiyi bu tanıtım portalında bulabilirsiniz. Bolu otelleri, Bolu turizm aktiviteleri, Bolu hakkında güncel haberler,Bolu fotoğrafları, Bolu yemekleri, Bolu şehrindeki kültürel etkinlikleri ve Bolu şehrindeki ilçeler hakkında doğru bilgiye bu tanıtım portalından ulaşabilirsiniz.
 
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Samsun’un Karadeniz Bölgesi’nin en büyük kenti olduğunu
Rehberlik | Bolu Rehberleri

ali-ra
Bolu’ya Yolculuk

 

Bolu’ya;

Karlarla süslenmiş, göller diyarına yolculuğa çıkıyoruz…

Önce su gibi, göllere doğru akıyoruz…

Gölcük’ e varıyoruz…

Varıyoruz varmasına da; buradan nasıl ayrılacağız bilemiyoruz…

Aladağlar eteğinde, çam ormanlarının ortasında, elmas gibi parlayan bir göl…

Gölün kıyısında masalsı bir göl evi…

Hani hayallerimizdeki gibi…

Öylece kalıveriyoruz…

 Kıpırdayamıyoruz…

Hayran kalıyoruz…

Muhteşem manzara eşliğinde; kahvaltımızı yapıyor ve gölün kenarında keyifle yürüyoruz…

Bir masal yaşıyoruz, adım adım…

Öylesine berrak, öylesine doğal ki…

Bir göl kıyısında değil sanki cennette gibiyiz…

Hem gölü hem de kenarındaki ormanı seyre dalıyoruz…

Sincapların peşinden koşuyoruz,

Öyle neşeli, öyle hareketliler ki, yaklaşamıyoruz bile…

Her mevsim başka güzel deniyor…

Biz karlara bürünmüş haline bayılıyoruz…

Gölcük’te unutulmaz anlar yaşadıktan sonra;  öğle yemeği için Abant Gölü’ne gidiyoruz…

Cennetten bir başka köşe…

Düş gibi…

Kuş sesleri ve çam ağaçları içinde muhteşem bir göl manzarası…

Bir düşse bu, uyanmak istemiyoruz…

Farklı bir atmosfer, tertemiz bir hava,

Eşsiz bir doğa harikası,

Baktıkça dinleniyor, huzur buluyoruz…

Aynı anda iki mevsimi bir arada yaşıyoruz…

İlkbaharda çiçeklerin açmasıyla renk cümbüşüne bürünüyor,

Gölün yüzeyi nilüferlerle kaplanıyor,

Gölü çevreleyen orman içinde çiçekler açarken,

Yüksek tepelerde hala karla kaplı…

Sadece Abant Yaylalarında, yükseklerde yetişen,

Kar altında, baharı bekleyen çiçeklere inat;

Karlar arasında açan ''Abant Çiğdemi'';  

Mucizevî güzelliğiyle büyülüyor bizleri…

Kar ve çiğdemi; aynı fotoğraf karesinde buluşturuyoruz…

Her mevsim bambaşka güzel…

Her mevsim yeniden yazılan şiir gibi…

Kışın karla kaplanıyor, buz tutuyor gölün üzeri…

Kar;  Abant’a nasıl da yakışıyor…

Gözlerimiz kamaşıyor…

Her şeyi unutuyoruz…

 

Bu görsel şölen eşliğinde;  

Göl kenarındaki restoranlardan birinde, öğle yemeğinde; ızgara balık yiyoruz…

Yemek boyunca rehberimizin anlattığı bilgileri, merakla dinliyor,

M.Ö. 5000 yıllarına kadar uzanan Abant tarihinde, bölgenin ilk yerli halkının Hititler olduğunu öğreniyoruz...

Lidyalılar ve Perslerin de egemenliğine giren bölge, M.Ö. 336 yılında Makedonyalıların eline geçmiş. Büyük İskender'in ölümünden sonra bölgeye yerleşen Bitinler’den sonra, Romalılar tarafından ele geçirilmiş.

Osmanlılarda ise, Osman Gazi tarafından ilk kez yapılmaya başlamış akınlar, fakat bölgenin fethi Orhan Gazi zamanında olmuş...

Dünyada çok nadir ve nesli tükenmekte olan Su Samurlarına,

Abant Alası’na da ev sahipliği yaptığını öğreniyoruz…

Su samurlarını görebilmek için, sabahları güneş doğmadan yuvalarının olduğu yere gelip beklemek gerekiyormuş…

Yaklaşık 7 km olan gölün çevresinde otomobilinizle turlayabiliyor,

Fayton ile nostaljik bir gezi yapabiliyor, ata binebiliyorsunuz...

Gölde olta ile balık tutma zevkini de,

Atçılık, yamaç paraşütü gibi farklı spor dallarını da yaşayabiliyorsunuz…

Burası gerçekten eşsiz bir yer…

Çam, köknar, kayın ağaçları, yabani meyve ağaçları ve çiçekleri,

Gölün yüzeyini kaplayan nilüferler ile muhteşem görünen gölün çevresinde yürümeye doyamıyoruz…

Civardaki yaylalara yürüyor,  gölün büyüleyici manzarasını kuşbakışı seyrediyoruz…

İkindi vakti Yedigöller’e doğru yola çıkıyoruz.

Küçük bir derenin yanında mola veriyor,

Tertemiz, mis gibi havayı içimize çekiyoruz…

Muhteşem beldeyi, adım adım yürüyerek, yaşamaya çalışıyoruz…

Dere, ırmak ve vadiler arasında,

Çeşit çeşit ağaçların ortasında,

Yüzük taşı gibi göllerle süslenmiş bir doğa harikası…

Güneş dağların arasında kaybolurken Yedigöller’e yaklaşıyoruz…

Yol üzerinde bulunan Seyir Terası tabelası gözümüze ilişiyor.

Patikada yürüyor ve harika bir manzaraya ulaşıyoruz.

Seyir terasından heyecanla inip yolumuza devam ediyoruz…

Milli park giriş kapısındayız.

Göl çevrelerinde kamp için ayrılmış özel bölgelerde çadırımızı kuruyoruz...

Gün batımında şarkılar eşliğinde, yemeğimizi yiyor, çayımızı içiyor, uzun uzun sohbet ediyoruz…

Ertesi gün keşfedeceğimiz göllerin heyecanıyla erkenden uykuya dalıyoruz…

Yeni güne dinlenmiş bir şekilde uyanıyoruz,

Burada uyumak ta, uyanmak ta muhteşem…

Göl kenarında kahvaltı yapıyor ve keşfimize başlıyoruz…

Bize anlatılanlar inanılmaz ama

Önemli olan bizim neler hissedeceğimiz…

İnsan; doğayla baş başa kalınca; kendine yolculuk ediyor, kendini keşfediyor…

Doğanın bir parçası olduğunu anlıyor…

Tüm bu güzelliklerin kendisine sunulan bir mucize olduğunu kavrıyor…

Milli park içerisinde göllerin olduğu bölgeye giriyoruz…

Elimizde tanıtım broşürümüz, tabelada yerleşim planına bakıyor, gezi rotamızı çiziyoruz…

İşte karşımızda; Yedigöller…

Sonbaharı başka, kışı bambaşka güzel…

Doğa tutkunları için vazgeçilmez...

Yedigöller'e adını veren yedi göl, vadi boyunca yer kaymaları ve vadi önlerinin tıkanmasıyla ortaya çıkan çukurlardan meydana gelmiş.

Karadeniz suyunun yardımıyla oluşan heyelan gölleri, Sazlıgöl, İncegöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl ve Seringöl isimleri ile anılıyorlar…

İncegöl ile başlıyoruz…

Sessiz, sakin, doğa ve biz…

Yeşilin her tonunu görüyoruz…

Pırıl pırıl, buz gibi sularda yaşayan alabalıklar,

Yemyeşil ormanlarda; geyikler, karacalar, tilki, sincap, tavşanlar,

Cıvıl cıvıl ötüşen kuşlarla başka bir dünyadayız…

Sazlıgöl…

Her gölün kenarında o gölde yaşayan canlılar ve gölün coğrafi özellikleri hakkında kısa bilgiler buluyoruz…

Yorgunluklarımızdan sıyrılıp, doğayla baş başa kalıyor, dinleniyoruz,

Öylesine güzel bir ortam ki adeta sarhoş oluyoruz…

Sazlıgöl’den ilerleyen patikayla geyik üretim çiftliğine geçiyoruz.

İrili ufaklı dereler, dere yatağına yıkılmış bir ağaç görüyoruz…

Ahşap köprülerden geçerek şelalelerin olduğu yere doğru ilerliyoruz.

Şelale gerçekten inanılmaz…

Dilek çeşmesine ulaşıyoruz.

Dilek tutuyor,

Dileğimizin gerçekleşmesi için 7 oluktan da su içiyoruz.

Gülen kayalar yol ayrımı…

Bu kayalar gerçekten gülümsüyor, biz de onlara gülümsüyoruz…

Yemyeşil sularıyla Deringöl…

Yedigöller’le sembolleşmiş Büyükgöl üzerinde bulunan ahşap köprü…

Büyükgöl’ün dingin sularında yosun tutmuş bir ağaç gövdesi…

Yol üzerinde Pisagor Ağacı tabelasının yanındaki patikadan ormanın içine doğru ilerliyoruz...

Göller;  çevrelerinde oluşan bitki yapısıyla her biri ayrı karakter taşıyor.

2900 hektarlık Yedigöller Milli Parkı içinde kayın, meşe, gürgen,

Kızılağaç, karaağaç, karaçam, dişbudak, sarıçam, köknar,

Ihlamur gibi ağaçlar gölleri adeta süslüyor…

Fındık, alıç, üvez türü bodur bitkiler, eğrelti otları ve rengarenk çiçekler inanılmaz…

Her mevsim değişen renk tonlarına sahip 200'ü aşkın çeşidiyle bitki örtüsü,

Sabah ve akşam saatlerinde ormanın derinliklerine süzülen,

Rengarenk ışıklarla olağanüstü güzellikte bir renk armonisi sergiliyor…

Kademeli vadide yer alan yedi gölün aralarındaki çağlayanlar,

Seyir terasları ile görsel lezzet, yöreye has özelliklerle bütünleşiyor…

Neşeli, coşkulu, rengarenk ve keyifli…

Muhteşem bir karşılama ve uğurlama…

Vedalaşmak öyle zor geliyor ki…