Site Üyeliği      Yeni Üyelik   |   Şifremi Unuttum
Dil seçiniz
Dil seçenekleri ile ilgili çalışma devam etmektedir.

Antalya
Tanıtım Portalı

GÖNÜLLÜLERİMİZ

Gönüllülerimiz
Arasına katılın!
Siz de gönüllülerimizden biri olup, ülke tanıtımına katkıda bulunabilirsiniz.
YORUMLARINIZ

Kent Hakkında Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın!
Yorumlarınızı sitemizden bizlerle paylaşabilirsiniz.
E-DAVETİYE

E-Davetiye
Gönderin!
Dünyanın her köşesine e-davetiye göndererek şehrinizi tanıtabilirsiniz.
Sitemizi Tavsiye Edin, Paylaşın

Antalya şehri tanıtım portalı

Antalya ile ilgili aradığınız bir çok bilgiyi bu tanıtım portalında bulabilirsiniz. Antalya otelleri, Antalya turizm aktiviteleri, Antalya hakkında güncel haberler,Antalya fotoğrafları, Antalya yemekleri, Antalya şehrindeki kültürel etkinlikleri ve Antalya şehrindeki ilçeler hakkında doğru bilgiye bu tanıtım portalından ulaşabilirsiniz.
 
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Giresun ya da Aretias Adasının,efsaneye göre Amazon Kadınlarına ait olduğunu
Rehberlik | Antalya Rehberleri
 

Şehrin Kültürü

Döşemealtı ve El Sanatları

Karain Mağarası’nın da bulunduğu geniş bir bölgeye Döşemealtı denir ve burası Antalya bölgesinin en eski el sanatları merkezidir.

Özellikle Yeniköy, Kovanlık, Camili gibi yerleşim birimlerinde bugün dahi her evde bir hali tezgahı görmek mümkündür. Bunun nedeni eski tarihlere dayanmaktadır. 12. yüzyıldan sonra Anadolu'ya gelip Antalya ve çevresine yerleşen Teke Yörükleri, yöreye adını verdikleri gibi kültürlerini de yaymışlardır. Günümüzde Antalya'nın en önemli el sanatlarından olan dokumacılık da Yörüklerin göçebe yaşayışının bir parçasıdır. Bunlardan, göçebe yaşayışını bugün de sürdürenler yılın 2-3 ayını göçte geçirirler. Göçebelik, konutun ve diğer eşyaların hafif, kolayca taşınabilir olmasını gerektirir. Bu gereksinimi karşılayan dokumalar büyük bir önem kazanmıştır. Hemen her çadırda bir tezgah vardır.

Yörüklerde içinde günlük yaşamın geçtiği çadır, kara keçi kılından kanatlar şeklinde dokunur; yedi kanattan bir çadır çıkar. Dokuma aralıklı ve seyrek olduğundan, havalandırmaya ve içeriden dışarısının görünmesine olanak verir. Bunlardan başka aynı malzeme ile erzakların depolandığı çuvallar ve kilimler de dokunur. Ancak bunlar dokunduktan sonra ilaveten renkli yün ipliklerle üzerlerine çeşitli geometrik desenler ile günlük hayattan alınmış kuş, kelebek vb. motifler işlenir.

Döşemealtı Halıları

Antalya'da yalnız göçebeler değil, köylüler de dokumacılıkla uğraşırlar. Döşemealtı halıları, Türkiye'nin en çok tanınmış ve yüzyıllar boyu motiflerinin en az değişime uğrayanıdır. 1,5-2 metre boylarında yapılan bu halıların ana renkleri lacivert, bordo, yeşil, kırmızı ve beyazdır. Renklendirmede kullanılan kök boyaların elde edilişi nesilden nesile geçmiş, ancak son yıllarda unutulan bazı bitki boyalarının yerini sentetik boyalar almıştır. Döşemealtı halılarının Halelli, Toplu, Kocasulu, Dallı, Mihraplı, Akrepli ve Terazili Toplu olmak üzere yedi değişik zemin kompozisyonu vardır.

Sıra Eğlenceleri

Antalya esnafı, Selçuklular zamanında kurulan Ahi Teşkilatı’nın yarattığı dayanışma ve birlik havası içinde yaşamıştır.

Yerleşen bir geleneğe göre, esnaf haftada bir iki akşam sıra ile evlerde toplanır kendi aralarında eğlenceler tertiplerlerdi. Sıra adı verilen bu eğlenceler sırasında sazlar çalınır türküler söylenir, hikayeler anlatılırdı.

Toplantı başlamadan önce bir başkan, iki de yardımcı seçilirdi. Başkan, toplantının yapıldığı odanın köşesine sertleşen bir pöstekiye bağdaş kurarak oturur ve iki yanında yardımcıları yer alırdı. Hemen hemen bütün esnafın hazır bulunduğu toplantıda eğlence başlamadan başkan sorardı:

-“Tamam mıyız?”

Bunun üzerine, toplantıda gözcülük görevi verilen bir esnaf etrafına bakınıp gelmeyen varsa haber verirdi. Başkan tekrar sorar:

-“Mazeretleri nedir?”

Toplantıya katılmama, hastalık ve benzeri bir nedene dayanıyorsa, başkan “Mazurdur” diyerek bağışlardı. Eğer bir toplantıya gelmeyen kimse evli ise ve başka bir eğlence ye gitmişse başkan şu hükmü verirdi:

-“Kusuru büyüktür. Cezalandırılması gerekir.”

Böylece gereken ceza verilir, Toplantıya geç gelmek de hoş karşılanmazdı. Bu gibiler, ellerine yirmi defa tura ile vurmak gibi cezalarla cezalandırılırdı. Geç kalan kimse hiç itiraz etmeden yere diz çöker ve toplantı sonuna kadar böyle kalırdı.

Eğlenceler topluluk tarafından büyük bir zevkle takip edilir ve hatta bir eğlencenin kaçırılması ceza alma korkusundan çok, eğlencede bulunamamaktan doğan üzüntü ile karşılanırdı. Eğlenceye gidememek mutlaka büyük bir mazeret nedeni ile olurdu. Bu toplantıların en ilgi çekici özelliklerinden biri de esnafın dert ve şikayetlerinin dinlenmesi ve üzerinde konuşulması idi. Toplantı sırasında, pöstekide oturmakta olan başkan sorardı:

-“Bir şikayeti olan var mı?”

Şikayet eden gibi edilen de orada ise, başkanın ve yardımcılarının önüne gelir, adeta duruşma yapılırdı. Birbirinin çırak ve kalfasını ayartanlar, bunlardan şikayetçi olanlar arasındaki anlaşmazlık halledilir, taraflar birbirlerinden özür dilerdi.

Şikayetler dinlenip bir sonuca bağlandıktan sonra başkan sorardı:

-“Eğlenceye başlayalım mı?”

Eğlence başlar, sazlar çalar, sesi güzel olanlar, topluca türküler söylerdi. Mayalar, koşmalar, oyun havaları birbirini kovalar; saz ve türkü faslından sonra bir dinlenme olurdu. Kahveler içilir, sigaralar tüttürülürdü. Bu sürenin boş geçmemesi için, hikayeler anlatılır, taklitler yapılırdı. Sonra günün olaylarına ve sorunlarına ait konular konuşulurdu. Arkasından Zeybek oyunu başlar, köçekçeye kadar dayanırdı.

Böylece eğlenceye gelenler kendilerinden geçercesine eğlenirlerdi. Bu toplantılarda atasözleri söylemek de hem bir hüner hem de bir yarışma konusu idi. Başkan kime işaret ederse, o hemen bir atasözü söyleyivermek zorunda idi. Söyleyemez ise avucuna bir tura yerdi. Saat on bire doğru, çerez dağıtılır, maniler söylenerek keten helvası (pişmaniye) çekilirdi. Çerezler yendikten sonra aşır okunur ve toplantı dağılmadan önce şöyle bir tören yapılırdı:

O gece kimin evinde toplanılmışsa ev sahibi güvey olur ertesi toplantı kimin evinde yapılacak ise o evin sahibi kimse de gelin. Hikaye söyleyecek kimse de sağdıç yerine geçer. Sağdıç, gelin bir kolunda, güvey diğer kolunda, mani okur:

- “Kızım da gelin oluyor Testim susuz kalıyor

Aşım tuzsuz kalıyor.”

Böylece tören sona ermiş olurdu. Toplantı boyunca kadınlar da odanın veya salonun bir köşesinde tül gibi delikli bir perdenin arkasında eğlenceleri seyrederlerdi. Hiçbir erkek başını çevirip, kadınların bulunduğu tarafa bakmazdı. Onlar yerlerinde serbestçe oturarak eğlenceleri büyük bir merak içinde seyretmek olanağını bulurlardı.

1960'lı yıllara kadar sürdürüldüğü bilinen bu ev toplantıları, sık sık olmasa da 1970 yıllarına kadar bir kısım esnaf tarafından organize edilmişse de, 1974'ten itibaren televizyonun evlere girmesi ve Antalya kentinin birdenbire büyümesi nedeniyle ortadan kalkmıştır.

Yörükler

Orta Asya’dan Anadolu’ya göç ederek bir kısmı Toros Dağları’na yerleşen bu Türk aşiretleri yakın bir zamana kadar konar göçerliklerini korumuşlardı. Bugün çok az sayıda çadır yaşamı sürdüren bu Yörüklerin sayıları, 1950’li yıllarda yüz binleri buluyordu.

Yörüklerin yaşam tarzında; hayvanlar, her şeyin üstünde bir değer taşıdığından, onların uğruna yazın serin, otları ve suları bol yaylalara, kışın ise yine otça zengin, liman iklimli sahildeki kışlaklara gidip gelirlerdi.

Geçimlerinin ana kaynağı hayvancılık olan bu Yörükler, gelenek ve göreneklerini yüzyıllar boyu değişikliğe uğratmadan günümüze kadar taşımışlardır. Ekim sonlarında ovaya inerler; Mayıs ayı sonlarında ise Toroslar'daki yaylalara göç ederler. Ovaya göçüş ile ilkbaharda yaylaya çıkışta ve evlenme sırasında hazırladıkları şenlikler çok ilgi çekicidir.

Bu yüzyılın ortalarına kadar Yörüklerin sayıları yüz binlerle ifade ediliyordu. Son yüzyılın ikinci yarısında çoğunluğu yerleşik hayata geçtiğinden sayıları oldukça azalmıştır. Halen en çok yayladıkları yerler Seydişehir, Beyşehir, Eğridir, Korkuteli, Elmalı ve Beydağları'ndaki yüksek yaylalardır. Bunlar ancak Ekim ayı geldiğinde, kışları Antalya'nın ılık ovalarındaki yerleşik evlerinde geçirmektedirler. Bu kışlaklarında olduğu kadar yazın çıktıkları yaylalarda besledikleri hayvanları özellikle kurban bayramlarında satarak geçimlerini sürdürmektedirler.


Şehrin Kültürü etiketleri
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Lütfen bekleyiniz...
Yorum yapmak için üye olmalısınız veya üst bardan üye girişi yapmalısınız.
Yorumunuz
olarak oturum açmışsınız. Çıkış?

1000