Site Üyeliği      Yeni Üyelik   |   Şifremi Unuttum
Dil seçiniz
Dil seçenekleri ile ilgili çalışma devam etmektedir.

Antalya
Tanıtım Portalı

GÖNÜLLÜLERİMİZ

Gönüllülerimiz
Arasına katılın!
Siz de gönüllülerimizden biri olup, ülke tanıtımına katkıda bulunabilirsiniz.
YORUMLARINIZ

Kent Hakkında Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın!
Yorumlarınızı sitemizden bizlerle paylaşabilirsiniz.
E-DAVETİYE

E-Davetiye
Gönderin!
Dünyanın her köşesine e-davetiye göndererek şehrinizi tanıtabilirsiniz.
Sitemizi Tavsiye Edin, Paylaşın

Antalya şehri tanıtım portalı

Antalya ile ilgili aradığınız bir çok bilgiyi bu tanıtım portalında bulabilirsiniz. Antalya otelleri, Antalya turizm aktiviteleri, Antalya hakkında güncel haberler,Antalya fotoğrafları, Antalya yemekleri, Antalya şehrindeki kültürel etkinlikleri ve Antalya şehrindeki ilçeler hakkında doğru bilgiye bu tanıtım portalından ulaşabilirsiniz.
 
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Artvin il topraklarının %95’inin ormanlarla kaplı olduğunu
Rehberlik | Antalya Rehberleri
 

Şehrin Coğrafi Özellikleri

Antalya'nın Coğrafyası

Antalya Büyükşehir Belediyesinin kapsadığı alan yaklaşık 140 bin hektar olup, güneyinde Akdeniz, Kuzeyinde Çubukbeli’nden geçilerek ulaşılan Burdur İlinin Bucak ilçesi, batısında Toroslar, kuzeybatısında Korkuteli ilçesi, doğusunda Serik ilçesi, güneybatısında Kemer ilçesi bulunmaktadır.

Büyükşehir Belediyesine bağlı 14 İlk Kademe Belediyesi bulunmaktadır. Tamamına toplu taşım araçları ile ulaşmak mümkündür. Antalya’ya ulaşım şehir merkezine paralel olarak uzanan Akdeniz’in dünyaca ünlü Lara ve Konyaaltı plajları Antalya Büyükşehir Belediye sınırları içerisinde bulunmaktadır.

Toros Dağları üzerinde bulunan Feslikan, Çağlarca ve Geyikbayırı yaylaları sıcak yaz günlerinde serinlik isteyenler için idealdir.

Antalya Büyükşehir Belediye sınırları içinde topografik yapı % 65’i düzlük ve az eğimli, kalan kısım dağlık ve ormanlıktır. Dağlık ve ormanlık kısımlar batıda bulunan Toroslar’da ve Düzlerçamı civarında bulunmaktadır.

Antalya, yeraltı suyu yönünden oldukça zengindir. Şehrin su ihtiyacının karşılanmasında ve sulamada, bu yeraltı su kaynaklarından faydalanılmaktadır.

Jeolojik Yapı

Antalya Bölgesi’nde paleozoike ait en eski kayaçlar, Alanya’nın kuzeyindeki Alanya dağlarında yaygın olarak görülürler.

Kristal şişt, fillat, mermer ve kalkerlerle temsil edilen bu kayaçlar, şiddetli teknotik olayların etkisinde kalmışlar ve kırılarak kıvrılmışlardır. Bu olayların en önemlisi, paleozoik alanlarının, kuzeydoğu yönünde, mezozoik ve tersiyer alanları üzerine itilmesidir.

Antalya kentinde en çok yer kaplayan mezozoik formasyonlardır. Genellikle kalker, marn, fiş ve serpantin araziden oluşmuş bu devir alanları, Antalya Ovası'nın batısı ile kuzeyinde geniş alanlara yayılmıştır. İlin dağlık bölgelerini oluşturan bu formasyonlar tersiyer alanları ile birlikte karst yeryüzü şekillerini oluşturmuşlardır.

Antalya Ovası'nın zeminini meydana getiren tersiyer alanları ise, ayrıca dağlık bölgelerde mezozoik formasyonları ile karışık halde bulunmaktadır. Genellikle kalker, konglomera ve kumtaşlarından oluşmuştur.

Antalya Ovası'nın büyük bir bölümü kuater'e ait konglomera, alüvyon ve travertenlerle örtülüdür. Bu formasyonların en önemlisi, Aksu Çayı'nın batısında geniş bir alan kaplayan travertenlerdir. Üç basamak halinde kuzeye doğru yükselen bu formasyonun ilk basamağı üzerine Antalya kenti kurulmuştur. Büyük ve çok sayıda erime boşlukları bulunan travertenler, tipik karst yeryüzü şekillerini meydana getirmişlerdir.

Tektonik Durum

İl civarında teknotik engebeler bulunmasına rağmen deprem kataloğu, aktif bir hattın bulunmadığını göstermektedir. Bölgede nadiren hissedilen sarsıntılar, Göksu bölgesindeki yerel depremlerle ilgilidir.

Jeolojik Yapı

Antalya ilinde Quarterner, Tersiyer, Mesozoik, Paleozik adlı yaşlı kayaçlar bulunmaktadır. Antalya Ovası'nın büyük bir kısmı Quarterner'e ait o konglomera, alüvyon ve travertenlerle örtülüdür. Büyük sayıda erime boşlukları bulunan travertenler, tipik karst topografyasını meydana getirmişlerdir. Deniz altında da devam eden travertenlerin toplam kalınlığı birkaç yüz metreyi geçer.

Tersiyer araziler ise ovanın zeminini meydana getirmektedir. Dağlık bölgelere ilerledikçe Mesozoik yapı ve Tersiyer yapının karışık halde bulunduğu görülmektedir. Aksu, Köprü Çayı, Manavgat Çayı doğrultusunda kuzeye doğru uzayarak yer alır.

Antalya havzasının büyük bir kısmını oluşturan Mesozoik formasyon kalker, marn, filis ve serpantinden oluşmuştur. Kalkerler gri renkli, çok çatlaklı ve boşlukludur. Ayrıca karstik şekillere ve düdenlere sahiptir.

En eski formasyon olan Paleozike kayaçlar Alanya'nın kuzeyinde yaygın olarak görülürler. Kristalen şist, fillat, mermer ve kalkerlerden meydana gelen bu kayaçlar, şiddetli tektonik olayların etkisiyle kırılarak kıvrılmalardır.

Su Kaynakları

Antalya yeraltı suyu yönünden oldukça zengin bir ilimizdir. İlin su ihtiyacının karşılanmasında ve sulamada bu yeraltı su kaynaklarından yararlanılmaktadır.

Irkgöz Kaynakları: Toros Dağları'ndan çıkan bir kaynaktır.

Gürkavak Kaynağı: Şehrin su temin ettiği en eski kaynaklardan biri olan "Gürkavak Kaynağı" Antalya'nın kuzeybatısında Düzlerçamı Milli Parkı içerisinde bulunmaktadır.

Mağara Kaynağı: Konyaaltı Plajı'nın karşısındaki falezlerden çıkan bu kaynak, şehre en yakın kaynak olup, şehrin içme suyu buradan karşılanmaktadır.

Duraliler Kaynağı: Duraliler Köyü'nün yerleşim ve tarım alanları içerisinde bulunan bu kaynaktan sulamada yararlanılmaktadır.

İskele Kaynağı (Mescid Alanı): Yat limanındaki mescit alanından çıkan bu kaynaktan mahalli içme suyu ihtiyacı karşılanmaktadır.

Hurma Pınarları: Antalya'nın batısında Hurma Köyü içerisinde bulunan ve çok kaliteli suya sahip olan bu kaynak, yakın zamana kadar şehrin içme suyu ihtiyacının karşılanmasında kullanılmıştır. Ancak son yıllarda yaşanan kuraklığın tesiri ile şimdi bakımsız ve terk edilmiş durumdadır.

Arapsuyu Kaynakları: Antalya'nın batısında bulunan Arapsuyu l ve II kaynakları 2 km. kadar yüzeyde aktıktan sonra denize ulaşırlar.

Boğaçayı Keson Kuyuları: Boğaçayı havzasındaki alüvyonlarda bulunmakta, içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanmasında kullanılmaktadır.

Düden Şelalesi Kaynağı: Düden Şelalesi'nin altından çıkmaktadır.

Duraliler Kuyusu: Duraliler Köyü'nün kuzeyinde, yerleşim ve tarım alanlarının dışında bulunan bu kuyular sulamada kullanılmaktadır.

Meydan Kuyuları: Antalya'nın Meydan semtinde bulunan bu kuyular, yerleşim alanlarının ortasında kalmıştır. Şehir içme suyunun bir kısmı buradan sağlanmaktadır.

Ovalar

Antalya’da kıyılardan içerilere doğru, denizden dağların uzaklaşmalarına bağlı olarak irili, ufaklı ovaların yer aldığı görülür.

Antalya'nın batı kısmında dağların denize dik ve fazla yaklaşmış olmaları, sürekli ve büyük ovaların oluşmasına olanak vermemiştir. Burada Dümrü Deresi, Yaşgöz ve Alakır çayları gibi akarsulara bağlı olarak oluşmuş, Kumluca, Finike ve Tekirova dışında önemli bir ova yoktur. Antalya'nın doğu bölümünde ise, dağların denizden uzaklaşmalarına paralel olarak, büyük akarsuların da varlığı ile, batıdan doğuya doğru Aksu, Serik, Manavgat, Alara ve Alanya gibi büyük ve birbirini tamamlayan bir ovalar zinciri ortaya çıkmıştır.

KIYI OVALARI

Antalya ilinin batıda Eşen Çayından başlayarak, doğuda Kaledran Çayı'na kadar yaklaşık 500 km. uzunluğunda bir kıyısı bulunur. Bölgenin her tarafına egemen Toroslar'dan akan akarsular yoluyla inen topraklar, bazı sahilleri doldurarak birçok ovalar meydana getirmişlerdir. Bu ovalar, bazen Toroslar'ın denizle kucaklaştığı küçük ve dar parçalardan; bazen de Antalya'dan Alanya'ya kadar uzanan, uzun fakat genişliği hiçbir yerde 30 km.'yi geçmeyen düzlüklerden ibarettir. Toprakları alüvyonlu, iklimi sıcak ve her parçası yerine göre bir veya birkaç küçücük “Nil” ile sulandığı için son derece verimlidir. Burada Akdeniz iklimine özgü bütün meyveler ve tahıldan başka sıcak iklim ürünleri olan muz, hurma, zeytin, pamuk, susam da yetişir. Yetişme için gerekli koşullar çok uygundur. Antalya toprakları turfandacılığa da çok uygundur. Ekilmeye uygun olmayan taşlık ve kayalık yerleri ise çeşitli orman ağaçları ile süslüdür. Dağlarda her türlü av hayvanı bulunur.

KUMLUOVA (GELEMİŞ): Antalya ilinin batı sınırını oluşturan Eşen Çayı'nın Antalya tarafındaki kıyısında, ilk bakışta jeolojik bir değişim göze çarpar. Burada derin bir çöküntü meydana gelmiştir. Bu çöküntünün ortasından akan Eşen Çayı'nın batısında, Batı Anadolu'ya ait olan bölüme Kumlu Ova denir. Doğuda Güney Anadolu'nun başladığı yerdeki bölüme ise Ovagelemiş denir. Burası çöküntünün en çukur yeridir. Bunun ortasında oluşmuş Ovagelemiş Gölü, bugün hemen hemen kurutulmuştur. Bu ovanın doğudan batıya genişliği 10, kuzeyden güneye derinliği ise 20 km. kadardır. Bu ovanın batı kenarından akan Eşen Çayı'nın yakınında Xanthos, karşısında Letoon ve sahilde Patara antik kentlerinin kalıntıları vardır.

Ovagelemiş'i doğuda bir dağ yolu keser. Kaş'a gelinceye kadar sahil çok diktir. Aradaki Kalkan'da halkın toprak taşıyarak set oluşturdukları zeytinlikleri büyük bir uğraşının ürünüdür.

Kaş'ta çok dar ve küçücük bir ova vardır. Antiphellos kalıntıları buradadır. Doğuya doğru gidildikçe sahil yine çok dikleşir. Buna rağmen bu kayalar arasında bile büyük uygarlıkların yaşadığını, buyolda sık sık rastlanan tarihi kalıntılardan anlamak zor değildir.

DEMRE OVASI: Kekova Adası ile sahil arasındaki güzel manzaralı bir boğazdan geçtikten sonra, Demre Ovası'na gelinir. Demre sahilden 2 km. içeridedir. Aynı adı taşıyan ve çok kez yazın kuruyan bir ırmağın doldurduğu bu delta ovası, çevrenin en verimli ve güzel yerlerinden birisidir. Burada iklim o kadar ılımandır ki, kış aylarında sera kurmadan turfanda sebze bile üretmek olasıdır. Bu ovada ekilen domates ve buna benzer fidelerin birkaç yılda meyve verdikleri görülmüştür. Demre Çayı'nın (Antik ismi Myros) denizle birleştiği yerde küçük bir iç göl meydana gelmiştir. Buraya Dalyan denir ve içinde çok çeşitli balık bulunur. Ovada tek yerleşim yeri olan Demre, 1987'de Kale adıyla ilçe yapılmıştır.

Demre Ovası'nın gerisindeki sırtta Myra antik kenti bulunduğu gibi sahilden 2 km. kadar içerideki Kale ilçe merkezinde Ortodoks azizlerinden biri olan Aziz Nikolas'ın (Noel Baba'nın) kilisesi ve mezarı vardır. Demre Ovası'nın genişliği ve uzunluğu 8-10 km. arasındadır.

FİNİKE OVASI: Demre Çayı'nın doğusunda birdenbire dikleşen kıyı, Finike ilçesine kadar sürer ve bir burnu döndükten sonra Finike ilçe merkezi ile birlikte Finike Ovası başlar. Finike Körfezi kıyılarında yaklaşık 80 kilometrekarelik bir alanı kaplayan ve ilenin başlıca bitkisel üretim alanı olan Finike Ovası küçük akarsuların yığdığı alüvyonların Finike Körfezi'ni doldurmasıyla oluşmuştur. Başgöz Çayı ve Beydağları'ndan çıkan Alakır Çayı ile sulanır. Burası da Antalya'nın verimli ve güzel ovalarından biridir. Gelidonya Burnu'nun yakınlarına kadar uzunluğu yaklaşık olarak 20; genişliği 10 km. kadardır. Fakat genişlik gittikçe daralarak Hallaç, Demircilik, Bağyaka, Çavdır ve Değirmen Düzü dizimine kadar dar bir vadi halinde ve Akçay taraflarına doğru birkaç kilometre daha sürer. Buralar portakal bahçeleri ile kaplıdır. Finike Ovası'nda Türkiye'nin en nefis portakalı ve turfanda sebzeleri yetişir.

Finike Ovası'ndan sonra Kilidonya Burnu'ndan başlayarak tekrar dikleşip sarplaşan sahil, güneyden kuzeye dönerek Antalya'nın en oylumlu dağlarının eteklerinde bulunan dar ve küçük ovalardan (Tekirova, Göynük, Atbükü, Kemer, Beldibi) sonra Antalya Körfezi'nin güneyden kuzeye giden sahili ile doğudan batıya giden sahilin birleştiği köşeye kadar devam eder.

ANTALYA OVASI: Batıda Beydağları, Kuzeyde Toroslar ve doğuda yine Toros Dağları ile Antalya Körfezi arasında kalan ovalara Antalya Ovası denir. Bunlar üzerinde bulunan ilçelerin adlarına göre; Serik, Manavgat, Alanya Ovaları isimlerini alırlar. Antalya ovalarının en belli başlı özellikleri ise, Toros Dağları'ndan gelen Aksu, Köprü Çayı, Manavgat Irmağı, Alara Çayı, Karpuz Çayı ve Dim Çayı gibi çayların sulamaları ile bol ürün almalarıdır. Bu ovalarda elde edilen başlıca ürünler ise yurdumuza milyonlarca dolar döviz sağlayan pamuk, pirinç, susam, buğday, arpa, zeytin, narenciye ürünlerinden muz, portakal, limon gibi ürünlerdir. Bı ovalar son yıllarda yapılan turistik tesislerle turizm değeri kazanmışlardır.

DAĞLARDAKİ OVALAR

Antalya kentinin kuzeyinde Çubuk Boğazı'nın doğusunda bulunan ve Toros Dağları'nın arasında kalan vadiler arasındaki ovalar, o kadar büyük olmamakla beraber verimlidirler. Bunlar ovadan çok, eşik alanları olarak tanımlanabilir. Bunlar ilin yaklaşık %12'sini oluşturmaktadır. Genellikle kıyıdaki ovalar sınırından yaklaşık 100 m.'den 250-500 m. yükseltilere kadar hafif bir eğimle çıkan bu alan, dağlar ile ovalar arasında bir basamak durumundadır.

Morfolojik yapı, toprak, bitki örtüsü ve iklim yönünden farklılık gösteren eşik alanları, yerleşmeler ve tarımsal işlevi yönünden de önem taşımaktadır.

Ovalardan sıcaklığın düşüşü buna karşılık yağışın ve donlu günler sayısının fazlalığı ile ayrı özellikteki eşik alanlarında bitki örtüsü tipik maki florasıdır ve genellikle %5-20 eğimli yerlerde görülmektedir.

ELMALI OVASI: Güneyde Kohu Dağı, Batıda Yumru Dağı, Akdağ'ın, kuzeyde Elmalı dağlarının çevrelediği geniş bir karstik çöküntü alanı olan Elmalı Ovası, ilin en büyük ve verimli dağ ovalarından birisidir. Bu ovalarda tahıl çeşitlerinin tümü bolca yetiştirilir.

MÜÄžREN OVASI: Elmalı Ovası'nın doğusunda; Beydağları ile Kızılca Dağ'ın arasındaki koridorda Kuran Dağı'na kadar uzanmaktadır.

KIZILCADAÄž OVASI: Güneyde Kızılcadağ, doğuda Kohu Dağı, kuzeyde Rahat Dağı'nın çevrelediği yerde Kızılcadağ Ovası bulunur. Bu ova da çok verimlidir.

KORKUTELİ OVASI: Behiş Ovası'nın dağlar ile kesildiği yerden başlayarak devam eden Korkuteli Ovası, 7-8 km. uzunlukta ve 2-3 km. genişlikte olup, dağlar arasında verimli bir ovadır. İçerisinden Bozçay geçer ve bu çay, Korkuteli Ovası'nda bol meyve ve ürün yetiştirmesinde başlıca rolü vardır. Ayrıca Korkuteli Ovası'nın birer devamı olanAşağı ve Yukarı Bozova ovaları da çok verimlidir.

Deniz seviyesinden yaklaşık olarak 1000 m. yüksekliğe çıkan bu ovalar, genellikle %0-3 eğimli alüvyal ve genç topraklar ile hidromorfik alüvyal topraklardan oluşmuşlar ve toplam ova alanının % 70'ini (210.375 ha.) kapsamaktadır.

Toplam ovalar alanının %30'u (62.220 ha.) ise 250 metreden yüksek olan dağlık alanlardaki düzlüklerde yer almaktadır. Dağlık alanlardaki bu ovalar içinde yalnız Elmalı, Bozova ve Korkuteli ovaları, alüvyal topraklardan meydana gelmiştir. Bu alandaki diğer ovalar ise, genellikle Terra Rossa (Elmalı Civarı), kahverengi orman toprakları ve kırmızı padzolik topraklara sahiptir. Ovalar yaklaşık olarak il alanının % 10.2'sini oluşturmaktadır.

Göller ve Baraj Gölleri

Antalya sınırları içindeki göller, genellikle ilin batı kesiminde Beydağları ve yöresindeki düzlüklerde yer almaktadır.

nemsiz olan bu göllerin birçoğu yazın kururlar. Bu bölümde Elmalı Ovası'nın kuzeyinde 10 km.'lik alanı kaplayan Karagöl, ilin en önemli gölüdür.

Kocaçay ve Çengel Pınarı'nın beslediği gölün batı kenarına yakın bir adası vardır ve kuzey ile batı kıyılarındaki bölgeler bataklıktır. Yine Elmalı ilçesi içinde Manay Köyü çevresinde kapalı bir çukur içinde bulunan Manay Gölü (Söğüt Gölü) geçici bir su örtüsüdür. Burçak Ovası'ndan gelen Kemerli Deresi ile güneyden gelen diğer iki dere bu göle dökülür. Gölün ortasında ada halinde iki tepe bulunmaktadır. Gölün kapladığı alan yaklaşık 40 km2'dir. Son 20 yıl içinde, il akarsularından yararlanmak amacıyla birçok küçük büyük barajların yapılmasına başlanmış ve bazıları bitirilmiştir. Bunlardan en önemlisi Alakır (4.3 km2) ve Oymapınar (4.4 kilometrekare) barajlarıdır.

OYMAPINAR BARAJI

Oymapınar Barajı, Manavgat ilçesinin 20 km. kuzeyinde, Manavgat Çayı üzerinde kurulu beton kemer bir barajdır. Yapımına 1977'de başlanan baraj ve hidroelektrik santrali 1984'te işletmeye açıldı. Sağ kıyıda iki dolusavak tüneli bulunan barajın, kurulu gücü 540 MW olan bir yeraltı santralı ve yardımcı barajları vardır. Oymapınar Barajı elektrik üretimi açısından Seyhanlı Barajı'nın on katı, İrfanlı Barajı'nın beş katı ve Gökçekaya Barajı'nın iki katına yakın büyüklüktedir. Baraj gövdesinin inşaatında dolgu olarak 676 bin metreküp beton kullanılmıştır.

Barajın temelden yüksekliği 185 m. uzunluğu ise 360 m.'dir. Su depolama hacmi 300 milyon metreküp olan barajın göl alanı 4,7 kilometrekaredir. Sağ kıyıda yer alan dolusavak dört radyal kapaklı,11,5 m. çapında iki tünelden oluşur. Tünellerin uzunlukları 350 ve 316 m.'dir. Santral binası bu kıyıda yeraltında yapılmıştır ve binada her biri 135 MW gücünde dört türbin bulunmaktadır. Barajın yıllık ortalama elektrik enerjisi üretimi 1,62 milyar KW-saattir.

ALAKIR BARAJI

Alakır (Alagır, Alakır) Çayı üzerindedir. 1973'de işletmeye açılmıştır. Toprak dolgu tipindeki barajın temelden yüksekliği 49,3 metredir. Depolama oylumu 80 milyon metreküptür. 1.940 ha. alanı taşkından korumaktadır.

KORKUTELİ BARAJI

Korkuteli Suyu üzerindedir. Toprak-kaya dolgu tipindedir. Temelden yüksekliği 70,20 m. olan barajın göl alanı 670 ha.'dır. Depolama oylumu 4,5 milyon metreküptür. 1976'da işletmeye açılan baraj 5.986 ha. alanı sulamaktadır.

KIRKGÖZ GÖLÜ (Pınarbaşı)

Antalya Kent Merkezinin 30 km. kadar kuzeyinde olan bu göl, içinde nilüfer çiçekleri ve çevresindeki oturma yerleri ile güzel bir mesire yeridir. Bu gölün suları, bir ırmak halini alarak Düden'in ağzında kaybolur. Antalya'da Kepez denilen yere kadar yeraltından gittikten sonra, buradaki Kepez Hidroelektrik Santrali'ni çalıştırır. Daha sonra da bir kanal içinde akarak Varsak Ovası'nı sulayarak Yukarı Düden Şelalesi'ni meydana getirir.

Dağlar

İlin %77.8’ini kaplayan dağlık alanları genellikle kalkerden oluşmuştur. Kolay eriyebilmesi nedeniyle bunun topografyaya etkisi büyük olmuş; sayısız düden, polye, dolin yeraltı nehri ve mağaralarla tipik bir karst topografyası ortaya çıkmıştır.

Alp Dağları'nın oluşumu sırasında kıvrılarak yükselen Güney Anadolu Dağları, oluşma hatları yönünden doğuda Toroslar, batıda Beydağları olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Beydağları, etrafındaki diğer dağlarla birlikte çeşitli kuvvetlerin etkisi altında kalmış ve kıvrımlar yüksek bir yükseliş göstererek aralarında küçük ovaların bulunduğu bir çevre meydana getirmişlerdir. Yüksekliği 3.000 m.'yi geçen bu dağlar, genellikle güneybatı-kuzeydoğu yönlerinde uzanmakta; denize dik indikleri ve aşırı yaklaştıkları için de dik yamaçlı, girintili, çıkıntılı ufak koylardan meydana gelen bir topografya göstermektedir.

Antalya sınırları içindeki dağları iki grupta incelemek yerinde olur. Bunlardan birisi körfezin batısına, diğeri de doğu tarafına düşen dağlardır. Batıdaki dağlar grubu Eşen Çayı'nın kaynağı ile güneyde Gelidonya Burnu, Antalya Limanı ve kuzeyde Söğüt Gölü civarında bulunan Rahat Dağı arasındaki dörtgen içine giren yarımadanın sahip olduğu dağlardır ki, buna Tekeli Yaylası denir. Bu bölgedeki dağlar, Eşen Çayı'nın doğu tarafındaki çöküntüden başlayarak biri kuzeye doğru devam edip, Kızılcadağ'ın kuzeyindeki Rahat Dağı'na kadar uzayıp gider. Diğeri de, önce doğuya, sonra da Gelidonya Burnu'ndan itibaren kuzeydoğuya doğru uzanıp Antalya kentini doğuda bırakıp, Korkuteli'nin doğusunda Kızılcakaya'ya doğru uzanan koldur.

Eşen Çayı'nın doğusundaki çöküntüden başlayarak kuzeye doğru uzanan dağ sıraları birdenbire dikleşir ve Tekeli Yaylası'ndaki dağlar yükseltilerinin en yükseğine ulaşıp Akdağ (3.024) adını alır. Bu dağ Eosen ve üst Mezozoik kalker ve flişlerinden oluşmuş olup, üzerinde karst gölleri, bu yalakları ile buz vadileri bulunmakta; dağ sporlarına uygun bir alan meydana getirmektedir. Elmalı ilçesinin 40 km. güneybatısında bulunan bu dağlık alan kuzeydoğuya gittikçe alçalmaya başlar ve oldukça derin bir vadi oluşturduktan sonra kuzeydoğuda adı gibi yuvarlak bir tepe olan Yumru Dağı (2.741) belirir.

Daha kuzeye gidilince bu yörenin en sevimli yaylalarından biri olan ve kendi adını taşıyan bir gölün yakınında Girdev Yaylası'na çıkılır. Elmalı ve Kaş'ın ortak yaylası olan Gömbe Yaylası da buradadır. Elmalı Ovası'nı Fethiye yönüne bağlayan Göğü Beli'ne doğru alçalan dağlar Elma Dağı'na (2.600) doğru tekrar yükselmeye başlar ve sonra Kızılcadağ (2.598) ile birleşir. Güneye doğru uzanan Kohu Dağı'nın (2.540) doruğu çıplak olmakla birlikte güney ve kuzey yamaçları katran çamı ormanları ile kaplı olduğu gibi, kuzeybatı yamaçları üzerinde irili ufaklı çeşitli gölcükler bulunmaktadır. Kohu Dağı ile Beydağları'nın etekleri arasında büyük, sulak ve verimli Elmalı Ovası ile Karagöl ve Kohu Dağı'nın hemen kuzeyinde bugün tamamen kurutulmuş olan Avlan Gölü vardır. Kızılcadağ ile Beydağları sıradağları arasında Behiş Ovası bulunduğu gibi Kızılcadağ ile doğusundaki Koru Dağı (1.211) kuzeydeki Rahat Dağı (2.292) arasında da geniş ve çok verimli Kızılcadağ Ovası ile 132 bin dönümlük bir alanı kaplayan Manay veya Söğüt Gölü vardır. Eşen Çayı'ndan güneye doğru uzayan kol ise hemen kıyıya paralel bir yön alır.

Bu arada Kazanpınarı Dağı (1.947) ve doğusunda Susuzdağı'nın (2.741) adlarını anmaya değer. Doğuya doğru gidildikçe Başgözsuyu ile Alakırçayı arasında Tokaçdağı ve Başçayı'n kenarındaki Gökbük Köyü'ne doğru Asmatepe ve bunun biraz batısında Alacadağ, Finike'nin Karaöz Köyü'nün iki yanında yükselen Şapşal ve Markiz Dağı vardır.

Bundan sonra artık Beydağları başlar. Doğu eteklerini Antalya Körfezi'ne; batı yamaçlarını Elmar Ovası'na yaslayan bu dağlar, güneyde Kilidonya Burnu'ndan kuzeyde Korkuteli sınırına kadar uzanır. Tekeli Yaylası'nın en dik ve oylumlu ayrıca en yüksek tepelerini meydana getiren bu dağ grubu Beydağları ile anılır. Beydağları gerçekte büyük bir dış etki ile oyulmuş bir yarıkla birbirinden ayrılmış birbirine paralel iki sıradağ grubundan oluşmuştur. Bu iki sıradağ grubu, oluşum yönünden ayrı özellikler gösterir. Denize yakın bulunan ve kıyıya paralel olarak ilerleyen dağlar daha genç. daha çıkılması güç, daha diktirler.

Doruklarında yüzlerce metrelik derin uçurumlar vardır. Bazı bölümleri bir set gibi yükselen ve insana doğal oluşumlardan çok bir tiyatro dekoru görünümünü veren bu dağların silueti, testere ağzı şeklinde bir manzara sunar. Buna karşılık ikinci sırayı meydana getiren dağlar daha yüksek olmalarına rağmen, çok engebeli ve tepeleri geniş, yamaçları tatlı eğimlidir.

Kilidonya Burnu'ndan Antalya Körfezi'ne dönüldüğü zaman, Adrasan Burnu'nun kuzeyinde Tahtalı Dağı (Olympos Dağı-Antik Adı Cilimax) (2.375) ve bunun sahil eteklerinde antik Olympos Antik Kenti'nin kalıntıları vardır. Bunun biraz daha kuzeyinde ve Çıralı adı verilen bölgenin 7 km. batısındaki dağda Hephaistos Mabedi ve onun yanında Homeros'un İlyada Destanı'nda sözünü ettiği ünlü Bellerophontes Söylencesi'nde adı geçen Chimera Alevi bulunur. Bu aleve Çıralı Yanardağı denir. Bu yanardağ ateşinin 10 bin yıldan beri yandığı sanılmaktadır. Bu alev kalker alan ile serpantin alanın tam birleştiği yerdeki bir çatlaktan çıkan bir tür metan gazıdır. Bu kıyı dağları Antalya bölgesinde Gavuryolu ve Karadağ yönüne kadar gelir ve orada Antalya Ovası'na yer vererek hafifçe batıya doğru kıvrılır.

Burada Geyik Bayırı, Şerafettin Bayırı ve Boğa Çayı'nı oluşturan Karaman Çayı'nın iki yanında Tepe Dağı, Bakırlı Dağı'nı meydana getirdikten sonra Antalya kıyı ovasını Korkuteli Yaylası'na bağlayan Yenice Boğazı'nın güney sırtlarını oluşturan ve Antalya'nın en ünlü antik kentlerinden biri olan Termessos kalıntılarının üzerinde bulunduğu Güllük (Solymos) Dağı, daha sonra Korkuteli Ovası'nın güneyini çevreleyen Kuran Dağları ile birleşir. Bu dağlar 2.000-2.500 metre arasındaki yüksekliktedirler. İkinci sırayı meydana getiren Beydağları ise yukarıda sözü edildiği gibi çok yüksek olmasına rağmen pek engebeli değildir. Bu yükseklikler arasında Feslikan Yaylası, Alim Pınarı, Çitdibi, Karçukuru Yaylası, Tekil Pınarı, Gödene Yaylası gibi soğuk ve billur suları ile eşsiz yaylalar vardır.

Bu dağların engebeli yerleri Muhaylı Dağı'nın dibinden başlayıp Bozan Gölü çukurundan geçerek Korkuteli karşısındaki Kuran Dağları'na doğru donduğu bölgedir Buralarda çok sarp karstik çöküntülerle birlikte Alakır Çayı yönünde eteklere doğru bir sıra Kırabuz ve Katranbaşı denilen yerlerde çok dik yerler vardır. Bu dağların en yüksek tepesi, Elmalı'nın karşı tarafına gelen ve civarında Karst Gölleri, Dolinler, Glasyeler devrinden kalma yer şekilleri bulunan Kızlar Sivrisi'dir. (3.086). Bu dağın dorukları Temmuz ayı ortalarına kadar karla örtülüdür. Bunun kuzeyinde Muhayli Dağı, onun kuzeyinde Çalıbalı Dağı (2.262) vardır. Söğüt Gölü'nün doğusunda Koru Dağı ve onun kuzeydoğusunda Boz Musa Dağları vardır ki; bu dağlar Burdur sınırını ve bunların doğusunda kalan bölüm Korkuteli'nin Bozova'sını meydana getirir.

Tekeli Yaylası ile doğu dağ grubunu oluşturan engebeler arasında yüksekliği 1.500 metreyi geçmeyen bir takım dağlar vardır ve bunların batı sınırını Karam Çayı çizer. Antalya'nın kıyı düzlüğünü kuzey düzlüğüne bağlayan 13 km. uzunluğundaki Çubuk Boğazı, bu engebeleri oluşturan sıradağların arasındaki vadiden geçer. Burada dağlar, doğu batı yönüne dönerler. Darım Dağı, Kadın Dağı bu grup içindedir. Bunlar batıdan doğuya doğru sürüp giderken, doğuya yaklaştıkça güney ve kuzey yönüne yönelirler; gittikçe yükselerek Antalya'nın doğu bölümündeki engebeleri oluştururlar.

Bu engebeler göller bölgesi ile Akdeniz arasındaki çok dik dağlardır. Bu dağların arasında Tekeli Yaylası'nda olduğu gibi geniş ovalar yoktur. Fakat hemen her taraf sık ormanlıktır. Buralarda çam, katran, gürgen, dişbudak, meşe, hatta bazı yerlerde şimşir bile vardır.

Kuzeydeki dağların bazen 3.000 metreye yaklaşan yüksekliğine rağmen Akdeniz ikliminin ilik etkileri her yerde kendini gösterir. Eğridir yakınlarına kadar zeytin, badem, zakkum ve mersin görüldüğü gibi, Eynif Yaylası gibi en yüksek yaylalarında bile Akdeniz kıyısı bitkilerinin olduğu görülünce, insan şaşkınlığını gizleyemez. 2.000 metreye kadar yükselen bu yerlerde kar uzun süre yerde kalmaz ve burada ürün kırk günde olgunlaşır.

Antalya Ovası'nı yayla düzlüğüne bağlayan Çubuk Boğazı'nın doğusunda İn Dağı vardır. Bunun kuzey doğusuna doğru Çandır Dağı (2.375) ve Yaylası; daha kuzeyde de Pamuk Yaylası ile Çandır Dağı'nın doğusunda bu bölgenin en önemli dağlarından biri Bozburun Dağı (2.054) bulunur. Bu iki dağın arasında yörüklerin yaylaya giderlerken geçtikleri Sanlıbeli vardır. Kıyı yolunu izleyen doğuya yönüne gidilirken Serik ilçesine varmadan kuzeyde bir höyüğü anımsatan bir tepenin üzerinde Sillyon Antik Kenti, onun kuzeyinde Katran Dağı ve içinde çok sayıda yaban keçisi bulunan Kıçalı Dağı ve onun kuzeyinde Ovacık Dağı ile Soğanlı Dağı bulunur. Bunlar çok yüksek olmayan kıyı dağlarıdır. Katran Dağı'nın kuzeyinde Yapmabel denilen bir geçit vardır.

Buradan kuzeye çıkılınca, eteklerinde Selge Antik Kenti kalıntıları bulunan Beşkonak Dağı (2.381) görülür. Bu dağın doğu tarafında kıyıdan Eynif Yaylası'na çıkılır. Bunun kuzeyinde Toka Yaylası ve daha kuzeyinde Cembös Yaylası yer alır. Toka Yaylası'nın batısında Yönsüz Dağı; bunun doğusunda Hasan Dağı, Söbü Dağı; daha kuzeyde Manavgat Irmağı'nın ilk çıktığı Akdağ (2.403) vardır. Daha kuzeyde Beyşehir Gölü'ne yakın Kartoz Dağı dikkat çeker. Bu iki dağın arasında yer alan Emreddin Belinden yazın sahilden Beyşehir Gölüne giden yörükler geçer. Buradan güneye inildikçe başka bir Katran Dağı (1.290) onun da güneyinde Akseki yolunun batısında Gürlen Dağı (1.620m) vardır. Akseki ile Gündoğmuş'un doğusunda Geyik Dağı (2.980), onun kuzeyinde Susuz Dağı ve Akdağ (2.461 m) görülür.

Akseki'nin güneyinde Enelli Dağı ve Bayraklı Dağı bulunur ve bunların çevresi, alüminyum ve boksit madenleri yönünden çok zengindir. Alanya ile Gazipaşa arasındaki körfezin kuzeyini süsleyen ve tepesinde genellikle eksik olmayan bir bulut parçası ile Vezüv yanardağını andıran Cebelireis Dağı dikkati çeker.

Alakır Çayı çukur alanı ile Elmalı Ovası arasında uzanan Beydağları'nın uzunluğu 50 km.'yi bulur. Genişlikleri ise 8-10 km. arasında değişir. En yüksek noktası olan Kızlar Sivrisi 3.086 metredir. Beydağları'nın üzerinde, kalkerli tabakaların fazlaca olduğu yerlerde, suların bu taşları eritmesi sonucunda büyük çukurluklar (dolinler) ortaya çıkmıştır. Buzul Devri'nde bu dağlarda buzullar gelişmiştir. Bugün Beydağları yer yer ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlarda çeşitli ağaçlarla çam ve katran ağacı da bulunur. Beydağları ulaşıma fazla olanak vermez. Elmalı-Korkuteli-Antalya yolu, dağların kuzeyinden, Elmalı-Finike yolu ise güneyinden geçer.

Bitki Örtüsü

Kıyıdan 500-600 m. yüksekliğe kadar olan yerlerde aşırı yaz kuraklığına uyan, kışın da yeşil kalan makiler egemendir.

oyları 3-5 m.'yi geçmeyen bu bitkiler arasında delice, kocayemiş, sandal, yabani çilek ve zakkum en yaygın olanlarıdır. 600-1.200 m. arasında, kızılçam ve meşelerin egemen olduğu, karışık ormanlar ya da yamaç ormanları ortaya çıkar. Kızıl çamların aralarında yer yer meşelikler, daha yükseklere doğru halep çamı ile kara çamlar görülür. 1.200-2.100 m. arasında ise yüksek ormanlar diye adlandırılan ve sedir, köknar,sarıçam, kayın ve çeşitli ardıç türlerinden oluşan orman kuşağı yer alır. Özellikle Batı Toroslar'da saf sedir ormanları vardır. 2.000 metrenin üstünde iğne yapraklı ağaçlar seyrekleşir ve bodurlaşır. Bu alan 2.100-2.300 metrede sona erer ve alp çayırları denen, renkli çiçeklerle bezenmiş, yazları kurumayan yüksek otluklara geçilir. Teke Yaylası'ndaki yüksek ovalarda meşe ormanlarının tahribi sonucu oluşmuş step bitkileri yetişir. Genişliği 946.466 hektarı bulan Antalya ormanlarında köknar, meşe, dişbudak, karaağaç, kocayemiş, çınar, ahlat, ıhlamur, yabani ve aşılı zeytin, kermes meşesi, mazı meşesi, sandal, sakız ağacı, mersin, tespih ağacı, defne, akça kesme, hayıt, zakkum, harnup, kayacık, funda, ladin, çılbırdı, cehri, katırtırnağı, kekik, patlangaç, sütleğen, dikenli mersin, deve dikeni, ballı baba, alev doda, adaçayı, safran, kanada şifa otu, tokuz otu, çakır dikeni, çiriş otu, kuşkonmaz, krizantem gibi ağaç ve ot cinsleri bulunur.

Antalya ormanlarının katran ve sedir ağaçlarının kerestesi de çok değerlidir. Roma imparatoru Mark Antonius, sevgilisi Kleopatra'ya Antalya ve çevresini armağan ettiğinde, Kleopatra gemileri için gerekli ağaçları bu ormanlardan sağlamıştır. Il. Beyazıt'ın oğlu Şehzade Korkut Antalya'da valiyken, o zamanki adı Hızır Reis olan Barbaros'la dostluk kurmuştu. Korkut Antalya ormanlarından sağladığı kereste ile Barbaros'a büyük bir donanma inşa ettirmiş, Barbaros da bu gemilerle Akdeniz'e açılmıştı. Süveyş Kanalı'nın inşaatında, demiryollarının yapımında, Selçuklar devrinde Alanya ve Antalya tersanelerinde yapılan gemilerin ve evlerin kerestesi bu ormanlardan sağlanmıştır.

Akarsular

Antalya’da sayıları 29’u bulan akarsu vardır. Bunlardan 25’i denize, 4’ü içerdeki göllere dökülür veya göllerden çıkıp ovalarda kaybolur.

Bu akarsuların bazıları yazın kuruyan küçük dereciklerdir. Fakat bunun yanında; Eşen Çayı, Aksu, Köprüçayı ve Manavgat Irmağı gibi nehri andıran büyük akarsular da yok değildir. Bu büyük sular, Toroslar'ın yaylalarından ve binlerce yıllık yalayışları ile dağlarda açtıkları vadilerden köpüre köpüre akarak birçok yerde şelaleler oluştururlar.

Antalya bölgesinin bu akarsuları, diğer Akdeniz illerinde olduğu gibi rejimleri düzensiz dere ve çaylardır. Debileri mevsimlere göre büyük değişiklik gösterir.

Yazların sıcak ve kurak geçmesi yüzünden akarsuların yaz sonlarına doğru suları çok azalır, hatta birçoğu tümden kurur. Sonbahar sonlarında yağmurların başlamasıyla su düzeyi gittikçe yükselir ve ilkbaharda Toros Dağları'ndaki karların erimesiyle son aşamasına ulaşır.

Ayrıca; dağlar arasında kızgın ve korkunç gürültülerle akan bu sular ovalara inince uysallaşır; hırçınlıkları gibi hızları da azalır. Çam, söğüt veya zakkum gibi ağaçların arasından kıvrıla kıvrıla akarlar, yüksek bir falez üzerinden düşerler veya yumuşak bir kumsal yatağında denize karışırlar. 1965 yıllarına değin Antalya kentinin içinden geçen sular kıyıdaki 40-50 metre yükseklikteki falezlerde 30 kadar şelale oluştururdu. Bunlar zamanla akarsuların akış yönlerinin değiştirilmesi sonucu, sayıları birkaç taneye inmiştir. Akarsular yönünden Antalya'nın en büyük özelliği de bir düdenler ve şelaleler beldesi olmasıdır. Türkiye'nin başka hiçbir yerinde bu kadar çok düden yoktur. Toroslar'dan büyük bir güçle fırlayan su, çoğu kez birkaç kilometre gittikten sonra, karanlık bir mağarada kaybolur. 10 veya 15 kilometre kadar yer altından gittikten sonra, karanlık başka bir mağaradan yine fışkırıp akmaya başlar.

Kaynakları Toroslar olan dere ve çaylar çoğu kez erozyon olayını kuvvetlendirmektedir. Genellikle boyları kısa ve debileri az olan bu akarsular içinde şelalesi ile ünlü Manavgat Irmağı'nın derinliği ilçe merkezi içinde ve yakınlarında 2-7 metreyi bulmakta; bu nedenle içinde ulaşım yapılabilen tek akarsuyu oluşturmaktadır. Ortalama akım toplamları 338.4 metreküp/saniye olan il akarsularının en önemlileri şunlardır:

EŞEN ÇAYI: Antalya'nın batı sınırını çizen ve Kocaçay adıyla da bilinen bu çay, ayrıca Batı Anadolu ile Güney Anadolu'yu ve Akdeniz ile Ege Denizi'ni birbirinden ayırır. Eşen Çayı, Burdur'un 2.000 metre yükseklikteki Dirmil Dağı'ndan çıkarak Söğüt Gölü yatağının güneyindeki Kızılcadağ'daki (2.591) bir kaynaktan kol alarak Mundan Ovası'ndan güneye doğru indikçe; Ambarcık, Karaçulha, Düden'den ve daha bir takım küçük dereciklerden kollar alır. Daha sonra kuzey-güney doğrultusunda akarak dar ve derin bir boğaza girer. Karanlık Boğaz ya da Karanlık İçi adıyla anılan bu boğazdan Ören Köyü önlerine çıkar. Boğaz girişinde 1.300 m olan akarsu tabanının denizden yüksekliği çıkışta 200 metreye kadar iner. Bu eğimden dolayı boğazda hızlı akan Eşen Çayı, daha sonra güneye doğru genişleyen, dik kenarlı ve düz bir vadide akmaya başlayarak Kemer, Çaykenarı ve Kınık'tan geçerek denize dökülür. Antik devirde adı Xanthos olan ve uzunluğu 146 km. olan bu çayın yukarılarında alabalık vardır.

DEMRE ÇAYI: Boğazcık Adası'nın karşısındaki Sıdrek Dağı'ndan çıkıp, Kumburnu doğusunda denize dökülen Demre Çayı'nın ilk çıktığı noktadaki ismi Felendere'dir (Antik devirde Myros). Denize dökülünceye kadar yolu üzerindeki Kırış, Karapınar, Sığır, Katran ve Karadağ derelerinden birer kol aldıktan sonra, Demre Çayı adını alır. İlerdeki Somaklı ve Dikmen derelerini de aldıktan sonra Akdeniz'e dökülür. Bu çay döküldüğü yerde denize dar bir boğaz ile bağlı küçük bir göl oluşturmuştur ve buraya yumurtlamak için birçok balık gelir. Demre Çayı'nın uzunluğu 45 km'dir.

ACISU: Uzunluğu 37 km. olan Acısu, 2.336 m. yükseklikteki Alacadağ'dan çıkar ve Finike yakınında denize dökülür.

AKÇAY: Uzunluğu 33 km. olan ve Finike'nin Başgöz Köyü'nden çıkan bu çay, Yazir Köyü'nden bir ayakla beslendikten sonra Gökçe ve Tocak dağlarından gelen çayı alarak denize dökülür.

ALAKIR ÇAYI: Debisi 4.5 metreküp/saniye olan bu çay, Beydağları'nda Susuz İmecik'in güneyindeki Erentepe ve Umurtepe'den çıkar. Soldan Gönen; sağdan Akpınar ve Karaağaç suyunu alarak, Beydağları'nı oluşturan birbirine karşılıklı dağların arasından bir kanyondan akarak gelir ve ovaya indikten sonra Torunlar Köyü yakınında bir yay çizer. Uzunluğu 62 km. olan bu çayın üzerinde Romalılar devrinden kalma büyük bir köprü vardır

BARSAK ÇAYI: Tahtalı Dağı'nın güneyinden çıkan ve uzunluğu 62 km. olan bu su Tekirova'dan geçerek denize dökülür.

AĞVA DERESİ: 16 km. uzunluğundaki bu su, Ağva Ovası'ndan geçerek, aynı isimdeki körfeze dökülür.


Şehrin Coğrafi Özellikleri etiketleri
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Lütfen bekleyiniz...
Yorum yapmak için üye olmalısınız veya üst bardan üye girişi yapmalısınız.
Yorumunuz
olarak oturum açmışsınız. Çıkış?

1000