Site Üyeliği      Yeni Üyelik   |   Şifremi Unuttum
Dil seçiniz
Dil seçenekleri ile ilgili çalışma devam etmektedir.

Amasya
Tanıtım Portalı

GÖNÜLLÜLERİMİZ

Gönüllülerimiz
Arasına katılın!
Siz de gönüllülerimizden biri olup, ülke tanıtımına katkıda bulunabilirsiniz.
YORUMLARINIZ

Kent Hakkında Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın!
Yorumlarınızı sitemizden bizlerle paylaşabilirsiniz.
E-DAVETİYE

E-Davetiye
Gönderin!
Dünyanın her köşesine e-davetiye göndererek şehrinizi tanıtabilirsiniz.
Sitemizi Tavsiye Edin, Paylaşın

Amasya şehri tanıtım portalı

Amasya ile ilgili aradığınız bir çok bilgiyi bu tanıtım portalında bulabilirsiniz. Amasya otelleri, Amasya turizm aktiviteleri, Amasya hakkında güncel haberler,Amasya fotoğrafları, Amasya yemekleri, Amasya şehrindeki kültürel etkinlikleri ve Amasya şehrindeki ilçeler hakkında doğru bilgiye bu tanıtım portalından ulaşabilirsiniz.
 
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Ordu Kurşunçal Şelalesi’nin yüksekliğinin 100 m ye ulaştığını
Rehberlik | Amasya Rehberleri

ali-ra
Şehzadeler Şehri Amasya…

 

Şehzadeler Şehri Amasya…

Şehzadeler Şehri Amasya’yla buluşuyoruz bu gün…

Sanki bizim için hazırlanmış,

Bizi bekliyor…

Neyi var neyi yok gözlerimizin önüne sermiş,

Her şeyimle buradayım diyor…

Bu nasıl bir şehir gözlerimize inanamıyoruz?

Hem dağa yaslanmış,

Hem nehrin iki yakasını süslemiş…

Dağ başka gülümsüyor,

Irmak başka,

Şehirse bambaşka gülümsüyor, merhaba diyor bize…

Dağdaki kral mezarları,

Şehrin iki yakasını birbirine kavuşturan köprüler tam karşımızda…

Hiç gezmeden her köşesini görmüş gibi oluyoruz…

Nehrin iki yanında bir gerdanlık gibi duran muhteşem konaklar çekiyor bizi kendine…

Rehberimizden Amasya evleri ve konakları ile ilgili her şeyi öğrenmek istiyoruz.

Çoğunluğu 19. yüzyıla ait olan Amasya evleri, tescil edilerek koruma altına alınmışlar. Hımış ve Bağdadî teknikle yapılmış muhteşem örnekler… Genellikle yan yana, bitişik nizam olarak düzenlenmiş olan bu konut mimarisinin güzel örneklerini Yalıboyu Evleri olarak bilinen konut dokusu oluşturuyor.

Yeşilırmak kenarında, tarihi sur duvarı üzerine, ahşap çatkı arası kerpiç dolgulu olarak, kırma ya da beşik çatı üzeri oluklu kiremitle örtülü bir biçimde düzenlenmiş olan ve geleneksel Osmanlı evinin bütün özelliklerini bünyesinde taşıyan bu evler Amasya’nın tarihsel kimliğiyle ve doğal güzellikleriyle öylesine uyum sağlıyor ki…

Evler, bodrum üzeri tek kat ya da iki katlı olarak düzenlenmişler. Bazı uygulamalarda birinci kat üzerinde bazı uygulamalarda ise ikinci kat üzerinde köşk olarak bilinen şahniş yer alıyor.

Evler Genellikle avlulu ve bahçeli. Özellikle haremlik ve selamlık tarzda düzenlenmiş örneklerde bahçe ortada kalmakta ve konutlar dışa kapalı bir görünüm almakta. Bu dışa kapalılık diğer konutlarda bazen yüksek bir bahçe duvarı nedeniyle karşımıza çıkıyor.

Konutların ikinci kat uygulamaları genellikle dışa taşkın, cumbalı olarak yapılmış,  bu sayede hem evin planında bir simetri oluşuyor, hem de daha fazla yer kazanmak söz konusu oluyor. Özellikle Yalı boyunda tarihi sur duvarı üzerine yapılmış olan konutlarda bu durumu çarpıcı bir şekilde görebiliyoruz.

Taşıntılar sayesinde daha çok dışa açık, geniş ve aydınlık olan ikinci katlar, alt katlara oranla daha fazla pencere uygulamasına olanak vermiş. Pencereler daha çok giyotin pencere tarzında ele alınmış ve üçlü gruplar halinde düzenlenmiş. Pencere önlerinde, dışarıdan bakıldığında içerinin görülmesini engelleyen ahşap kafeslikler görüyoruz. Günlük yaşam evlerin iç mekanında, sofa (hayat) etrafında biçimlenen odalar içerisinde geçmektedir. Bu odalarda genellikle ocak, şerbetlik, yüklük (gömme dolap), raf ve sedir gibi işlevsel birimler bulunmaktadır. Ayrıca birkaç örnek dışında evlerde bağımsız bir banyo bulunmadığı için de bazı odalarda büyük ve geniş olarak düzenlenmiş olan yüklükler banyo olarak değerlendirilmiş.

Evlerin iç mekanları içerisinde yer alan birimler dışında bahçe ya da avlu içinde bulunuyor. Burada günlük hayatla bağlantılı başka birimlerde yer alıyor. Bunlar arasında su kuyusu ve ocak ilk göze çarpan birimlerin başında geliyor. Hatta bazı örneklerde ekmek ihtiyacını karşılamak için fırın bile yapılmış. Amasya evlerinde gerek iç gerekse de dış mekanlarda yer alan bütün birimler arasında kesintisiz bir bağlantı kurulmuş, bu bağlantı birbirini tamamlayıcı nitelikte düşünülmüş, hayran kalıyoruz.

Yapılan arkeolojik araştırma ve bulgulara göre Amasya'da ilk yerleşme M.Ö. 5500 yıllarında başlayıp Hitit, Frig, Kimmer, İskit, Lidya, Pers, Hellenistik - Pontus, Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı dönemlerinde de kesintisiz olarak devam etmiş.

Amasya; Osmanlı padişah ve şehzadelerinin gösterdikleri özel ilgi nedeniyle, "Şehzadeler Şehri " olarak ün yapmış. Şehzade Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmet, Şehzade Murat (II) (1404 yılında Amasya'da doğmuştur.), Şehzade Ahmet Çelebi, Şehzade Mehmet (II), Şehzade Alâeddin, Şehzade Bayezid (II) (oğlu Yavuz Sultan Selim Han 1470 yılında Amasya Sarayında doğmuştur.), Şehzade Ahmet, Şehzade Murat, Şehzade Mustafa, Şehzade Bayezid ve Şehzade Murad (III) çeşitli tarihlerde Amasya'da Valilik Yapmışlardır. Bu dönemde birçok âlim ve ulema yetişmiş, saray, çeşme, medrese, cami, türbe v.b. gibi kalıcı eserlerle kentimiz bir kültür merkezi olarak tarihteki yerini almıştır. Bu eserler günümüze kadar gelerek geçmişe ışık tutmaya devam etmektedir. Tarihin akışı içerisinde önemli roller üstlenen Amasya Kurtuluş Savaşı sırasında yine ön plana çıkmıştır.

Amasya Kalesi’ne çıkıyoruz…

Şehri savunmak için en elverişli yer olan Harşena Dağı üzerinde kurulan kale; içi kesme taş, sur duvarları moloz taştan yapılmış, sekiz savunma kademesine sahip. Erken Tunç Çağı’ndan (M.Ö. 3200) itibaren Osmanlı sonuna kadar savunma amaçlı kullanılmış.

Amasya Kalesi (Harşena) eteklerinde düz bir duvar misali dikine uzanan kalker kayalara oyularak yapılmış olan 5 adet mezar şehre hakim bir yerde oldukları için ilk bakışta dikkat çekiyor. Çevreleri oyularak ana blok kayadan tamamen ayrılmışlar bir birine kaya bloklarına merdivenlerle bağlanmışlar. Sayı itibariyle vadi içerisinde irili ufaklı toplam 18 adet kaya mezarı bulunuyor. Amasya'da doğan ünlü coğrafyacı Srabon'un (M.Ö. 63-M.S. 5) verdiği bilgiye göre kaya mezarları Pontus Krallarına aitmiş.

Geç Hellenistik - Erken Roma dönemine ait olan Ferhat Su Kanalı’na gidiyoruz. Kanal; Antik Amasya Kenti’nin su ihtiyacını karşılamak üzere yapılmış. Kayalar oyulup tüneller açılarak, yer yer duvar şeklinde tonozlu bir biçimde arazi eğimine göre, su terazisi sistemine uygun olarak yapılmış. Bu durumuyla ünlü “Ferhat ile Şirin Efsanesi”’ne konu edilmiş, halk arasında “Ferhat Su Kanalı” olarak biliniyor. Kanalın Ferhatarası Mevkii’nde, karayoluna paralel olarak yaklaşık 2 km.uzunluğundaki bölümü görsel olarak izleyebiliyoruz. Bu kayaların ancak aşk ile bu hale gelebileceğine inanıyoruz…

Olduğumuz yere oturup, Ferhat İle Şirin Efsanesi’ni paylaşıyoruz …

Ferhat bir nakkaş…

Şirin’e sevdalı yiğit bir delikanlı…

Saraylar süsler, fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi...

Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderir Ferhat. Sultan; Şirin’i vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “ Şehir'e suyu getir, Şirin'i vereyim” der, demesine de su, Şahinkayası denen uzak mı uzak bir yerdedir.

Ferhat'ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğu dinler mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne… Kayalar yarılır, yol verir suya…

 Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde…
Mehmene Banu, bakar ki kız kardeşi elden gidecek, sinsice planlar kurarak bir cadı buldurur, yollar Ferhat’a. Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına da, acı acı güler sonra da. “Ne vurursan kayalara böyle hırsla, Şirin'in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat'ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten “ŞİRİN !” seslenişleri yankılanır kayalarda…

Ferhat'ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor…

 Atar kendini kayalıklardan aşağıya… Cansız vücudu uzanır Ferhat'ın yanına…

Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana…

 Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de   karaçalı çıkarmış…

 İki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için…

Yüreğimizde hüzünle Antik Roma Yolu üzerindeki, Yassıçal Sunağı ‘na varıyoruz…

Geç Helenistik-Erken Roma dönemlerinde dini törenlerin yapıldığı bu kutsal alanın etrafı “Temenos Duvarı” ile çevrili olup ortasında “Altar” (sunak) bulunuyor. Bu alanda Müze Müdürlüğü Başkanlığında 2006 yılında bir kurtarma kazısı yapılmıştır. Ancak günümüzde sadece yıkık çevre duvarlarını görebiliyoruz. Halk arasında “Büyük Evliya Tepesi” olarak anılıyor.

Şehrin tam ortasındaki saat kulesi ne bakıyoruz, tarih canlanıyor burada…

Milli mücadele burada mayalanıyor…

Ata’mızın; Amasya Genelgesindeki “Milletin istiklalini yine milletin azmi ve kararı kurtaracaktır” ifadesi, milli mücadelemizin parolası olarak burada tarihe geçiyor…

Amasya Şehzadeler Müzesi’ne geçiyoruz, 1800'lü yıllarda inşa edilen ve mal sahibi tarafından 1986 yılında yıktırılan, Yalıboyu evleri olarak isimlendirilen 67 tescilli konaktan biri bu müze. 2007 yılında Amasya Valiliği tarafından aslına uygun olarak inşa edilen bina, İl Özel İdaresi Özel Şehzadeler Müzesi olarak 2008 tarihinde ziyarete açılmış. Müze; Alçak Köprünün sol başında, Hatuniye Mahallesi girişinde, Yeşilırmak Nehri kıyısında, Eski Sur Duvarları üzerine kurulmuş olup, iki katlı ahşap binadan oluşuyor.

Alt katta Amasya'da valilik yapan fakat sultan olma fırsatı bulamayan şehzadelerin balmumu heykelleri, üst katta ise Amasya'da valilik yapıp, sonra Osmanlı Devleti'nde sultan olan(Şehzade) padişahların balmumu heykelleri sergileniyor. Müzenin iç tasarımında söz konusu sultanların yaşamış oldukları yaklaşık 150 yıllık bir zaman diliminin etkin sanat unsurlarına yer verilmiş. Müzeye hâkim olan alçı üzeri kalem işi desenler, duvarları süsleyen çini panolar, tavan göbekleri, hat, tezhip, minyatür ve ebrular 14., 15. ve 16. yüzyıl sanat anlayışını yansıtıyor.

Alt katta yer alan çini pano 20x20 cm ebatında 150 parçadan oluşmaktadır. Sağlı sollu rumi desenler arasına yerleştirilen cennet servileri birçoğu genç yaşta hayata veda eden şehzadelerin cennete gittiklerini ifade etmektedir. Üst kattaki çini panoda ise 20x20 ebatında 160 parçalık bir kompozisyon yer almaktadır. Sağ ve solda yer alan lale motiflerinin arasına yerleştirilen hayat ağacı evrenin sıkça değişip geliştiğini, aynı zamanda köklü yerleşme ve kök salmayı anlatmaktadır. Müzedeki halıların tamamı el dokuması, kök boyası kullanılarak yapılmış yün halılardır.

Amasya Müzesi’ne geçiyoruz.

Kalkolitik Çağ'dan itibaren Tunç Çağı,Hitit, Urartu, Frig, İskit, Pers, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 12 aynı medeniyete ait Arkeolojik, Etnoğrafik, Sikke, mühür, El Yazması ve Mumyalar olmak üzere bugün itibari ile 23.476 eseri ile Hazeranlar Konağı ve Kral Kaya Mezarları Örenyeri ile birlikte üç birim halinde bölgenin en modern müzesi olarak ülkemiz kültür ve turizmine hizmet ediyor.

Açık Hava Teşhiri (Bahçe) bölümü de bambaşka bir müze görünümünde…

Müze binasının batısında bulunan müze bahçesi içerisinde Hitit, Hellenistik, Roma, Bizans, İlhanlı, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait taş eserler sergileniyor.

Müzedeki mumyalar, müze bahçesi içerisinde yer alan Selçuklu Sultanı I.Mesud ‘a ait türbede teşhir edilmektedir.

Müzede sekiz adet mumya bulunuyor. İşbuğa Nuyin, Cumudar İzzettin Mehmet Pervane Bey, Cariyesi, kız ve erkek çocuklarına ait oldukları sanılmaktadır. Bu mumyalar Türk kültürü içindeki tek örnektir.  14.yy. İlhanlı'ların Anadolu’daki hakimiyetleri döneminde nazırlık ve emirlik yapmış şahsiyetlere aittir.

Hazeranlar Konağı’na (Müze Ev) misafir oluyoruz..

Müze-Ev Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılan Hazeranlar Konağı 1979 yılında Bakanlığımız,Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırılarak restorasyonu yapılmış.

Hazeranlar Konağı teşhirinde toplam 355 civarında Etnoğrafik eser bulunuyor. Bu eserler arasında 19.yy. yaşantısını yansıtan giysiler, halı ve kilimler, günlük konakta kullanılan mutfak eşyaları ve kadın ziynet eşyaları gibi malzemeler yer alıyor.

Konak teşhirinde yer alan etnoğrafik eserler arasında, özellikle kitabeli olan halılar, bindallılar gümüş takılar ve altın renkli sırma işlemeler dönemin özelliklerini yansıtması açısından çok önemli. Konak bugünkü hali ile üst katlar Müze Ev, bodrum katı ise Güzel Sanatlar Galerisi olarak kullanılıyor.

Tarihle harmanlanıp, doğayla kucaklaşıyoruz… Borabay Gölü’ne misafir oluyoruz…

 Bir doğa harikası karşılıyor bizi…

Muhteşem bir göl ve yemyeşil bir orman sığışmış birbirinin içine…

Minik bungalov evler gölün kıyısına öyle yakışmış ki…

Işıl ışıl parlayan, içinde sazan ve yayın balıkları yüzen göle koşuyoruz hemen, suyla buluşuyoruz, Yüzyıllardır sessizce içinde sakladığı tüm öyküleri anlatıyor bize…

Su şehri Amasya…

Her yanı şifalı sularla kaplı, nereye baksanız şifa veriyor, huzur veriyor insana…

Her yanımız su sanki, suyla çepeçevreyiz…

Mağaraları merak ediyoruz.

Amasya vadisinde yer alan mağaralardan en önemlisi ve en ünlüsü, Aynalı Mağara’ya misafir oluyoruz…

Büyük blok kaya parçası oyularak yapılmış. Yerden yüksekliği 10-15m kadar. Dış cepheden bakıldığı zaman usta bir taş işçiliği gözümüze çarpıyor. Mağaranın tamamı parlatılmış. güneş vurduğu zaman mağaranın cephesi parladığı için bu isim verilmiş.
Buraya "Aynalı Mağara" denmesinin nedeni de, Burasının, mezar olarak değil de yerleşim ve ibadet amacıyla oyulmuş olması. Mağaranın içinin çok geniş olması ve duvarlarda yer alan renkli resimler ve mağaranın alınlığında yazan "Büyük Rahip Tes" yazısı bu düşünceyi destekliyor.
Mağaranın giriş kapısı, yerden 4-5 metre yükseklikte. Mağaranın içinde, biri dikdörtgen, diğeri kare biçiminde iki oda bulunuyor. Dikdörtgen olanı asıl mezar odası. Kare şeklindeki odada ise, 11. yy'da Bizanslılar tarafında yapıldığı tahmin edilen renkli duvar resimleri bulunuyor. Tonoz kısmında altısı sağda, altısı solda olmak üzere on iki havari tasvirlerine bakıyoruz. Kuzey ve güney duvarlarında ise bir takım kadınlı erkekli figürler dikkatimizi çekiyor.  Doğu cephesinde ise Hz. İsa, Hz. Meryem ve Lohannes'ten oluşan Deizziz kompozisyonunu görüyoruz. Hz. İsa'nın on iki havarisinden birinin, Hristiyanlığı bu mağarada yaydığı rivayet ediliyor.

Aynalı Mağara'nın dıştan bakıldığı zaman dikkatleri çeken aydınlık kısmında "THE APX IEPEYE" sözcüklerini okuyoruz. Seyyah Charles Texier (1802 -1871) tarafından "Büyük Rahip Tes" olarak çevirilmiş. Mağara kapısının altında, iki satırlık bir yazının daha olduğunu görüyoruz. Ama bu yazı neredeyse tamamıyla kazınmış durumda.

Mağarayı yetince inceledik, şimdi efsanesini yaşayalım…

Güzelce Kız, bir kral kızıdır. Dünyalar güzelidir. O kadar güzeldir ki; görenler dayanamaz, yıldırım düşmüş gibi kendilerinden geçerler. Bu yüzden genç kız, hep peçeli gezer, güzel yüzünü kimseye gösteremez.

Artık zamanı gelmiştir diye düşünen babası, dört bir yana haberciler çıkarır kızını evlendirecektir ama kim kızının peçesini açıp güzelliğine dayanır, onu dünya gözüyle seyredebilirse kızını ona verecektir.

Bu çağrıya yedi iklim, dört bucaktan şehzadeler, vezir çocukları, dünya zenginleri, yiğitler, bilginler, kısacası gençliğine, bilek gücüne güvenenler dörtnala Amasya’ya gelirler.

Amasya meydanında kurulan özel bölümde bulunan Güzelce Kız bekleyedursun. Kendine güvenen delikanlılar cesaretlerini toplayamaz, yanına yaklaşan ise peçesini kaldırmak istediğinde eli titrer, dizlerinin bağı çözülür. Bu sahneler günlerce devam eder. Bir gün fakir mi fakir, ama yiğit mi yiğit, gerçekten güzel, alımlı bir delikanlı “Ben de şansımı denemek istiyorum!” diye destur alıp tahtın yanına yaklaşır. Herkesin şaşkın bakışları arasında hiç vakit geçirmeden Güzelce Kız'ın peçesini kaldırır. O an öyle bir elektriklenme olur ki, bir aydınlanma, bir alev, bir ateş sarar etrafı. Kimse ne olduğunu anlayamaz. Meydanda bulunanlar korkudan yerlere kapanır. Sonra, sonsuz bir sessizlik içinden kömür kesilir iki genç, yan yana uzanmış şekilde.

İki gencin cesedi, şehre yakın yerdeki bağ ve bahçelikler yanında bulunan kaya mezar içinde iki ayrı odaya gömülür. Bu kaya mezarının dışı güneşle birlikte Güzelce Kız’ın yüzü gibi parlamaya başlar. Bu parlaklığından dolayı da, daha sonra kaya mezarın adı " Aynalı Mağara" diye ünlenir.

Hüzünle uzaklaşıyoruz mağaradan, yeniden Yeşilırmak kıyısına gidiyoruz. Yeşilırmak havzasının bereketinin tüm şehri nasıl donattığını seyrediyoruz.

Irmak boyunca, şeftali, elma ağaçları, üzüm bağları, seralar dizilmiş, mis gibi meyveler kokuları ve renkleriyle şehre can veriyor…

Gün batımında, Irmak kenarında, Amasya mutfağından seçme yiyeceklerle unutulmaz bir sofra donatılmış bizim için…

Keşkeş, kuymak, toyga çorbası, madımak, mumbar, etli bamya, kalburabastı ve Amasya çöreğini tadıyor, tadına doyamıyoruz…