Site Üyeliği      Yeni Üyelik   |   Şifremi Unuttum
Dil seçiniz
Dil seçenekleri ile ilgili çalışma devam etmektedir.

Adana
Tanıtım Portalı

GÖNÜLLÜLERİMİZ

Gönüllülerimiz
Arasına katılın!
Siz de gönüllülerimizden biri olup, ülke tanıtımına katkıda bulunabilirsiniz.
YORUMLARINIZ

Kent Hakkında Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın!
Yorumlarınızı sitemizden bizlerle paylaşabilirsiniz.
E-DAVETİYE

E-Davetiye
Gönderin!
Dünyanın her köşesine e-davetiye göndererek şehrinizi tanıtabilirsiniz.
Sitemizi Tavsiye Edin, Paylaşın

Adana şehri tanıtım portalı

Adana ile ilgili aradığınız bir çok bilgiyi bu tanıtım portalında bulabilirsiniz. Adana otelleri, Adana turizm aktiviteleri, Adana hakkında güncel haberler,Adana fotoğrafları, Adana yemekleri, Adana şehrindeki kültürel etkinlikleri ve Adana şehrindeki ilçeler hakkında doğru bilgiye bu tanıtım portalından ulaşabilirsiniz.
 
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin 1997 yılında, Avrupa’da yılın müzesi seçildiğini
Rehberlik | Adana Rehberleri
Aladağ 1090

TARİHÇESİ

MİLLİ MÜCADELEYE KADAR ALADAÄž TARİHİ

İlçenin tarihi ilk çağlara kadar uzanır. Aladağ ve çevresinin tarihi gelişimini Adana tarihinin gelişimi ile birlikte ele almakta yarar vardır. Çünkü, Aladağın ormanları ve Aladağlardan Adana şehrine ulaşan Seyhan Nehri her dönem önemini korumuştur. Bunun yanında Akören, Mazılık, Kızıldam, Ağcakise, Sarıçiçek ve daha birçok yerde bulanan kilise harabeleri, Meydan kalesi başta olmak üzere kale yıkıntıları Aladağ İlçesini tarihi geçmişi bakımından yüzyıllar öncesine götürmektedir. M.Ö. 3. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Büyük İskenderin gemi yapımında kullanmak üzere Pos Ormanlarına gelerek, Sedir ağaçlarını kestirip, suyollarıyla Akdenize indirdiği bilinmektedir.

Yüzyıllar öncesinde Cumhuriyet Dönemine kadar Adana ve çevresinde Kizvatna Krallığı, Hititler, Kueliler, Asurlular, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Abbasiler, Ramazanoğulları ve Osmanlı Devleti hâkimiyet kurdular. Bu dönemlere ait Aladağ ve çevresinde bulunan tarihi kalıntılar, kaleler, kilise harabeleri, harabeleri ve daha birçok kalıntı bu bölgede yüzyıllar öncesine varan bir yaşantının olduğunu göstermektedir. Birçok kaynak doğrultusunda buralara yerleşmenin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

- Kilise kalıntılarının çok olması ve küçük yerleşmelerle sınırlı kalması dini yaşamın yasaklanması sonucunda buralara yerleşmelerin olduğunu göstermektedir. İnsanlar dağ aralarında dar alanlara yerleşerek hem dinlerini yaşamaya çalışmışlar hem de korunmuşlardır. - Aladağın Orta Toroslarda bir kervan yolu olması ve bir ticaret merkezi olan Kayseriye en kısa geçişin buradan sağlanması yine Aladağ ve çevresine insanların yerleşmelerine sebep olmuştur.

- Gür ormanların olması ve orman ürünlerinin Seyhan Nehri arayıcılığı ile Adanaya taşınması, bunun da geçim kaynağı olması

- Aladağ ve çevresindeki maden yatakları, özelikle demir madeninin bulunması ve işletilmesi

- Çukurovaya Oğuz- Türkmenlerin yerleşmesi ile buraların Yaylak ve mezra olarak kullanılması

- Eşkıyaların, asker kaçaklarının ve suçluların saklanabileceği yerlerin bulunmasıdır.

Eti, Roma, Bizans devirlerini geçiren bölge, M.S. 12. yy.da Anadoluya gelen Türklerin yurdu olmuştur. Oğuz Boyuna ait Üç okların Türkmen beylerinden Karaisa bu bölgeye gelerek burayı yurt tutmuştur. Selçuklu Arşivlerinde, Anadoluya bir Vatan Garibi olarak gelen bir kısım Türkmen aşiretlerinin muhtemelen Adana İli, Aladağlar çevresinde yerleştikleri bilinmektedir. Bu aşiretlerin başında Bozdoğan, Avşar, Karahacılı, Cerit ve Sarıkeçililer gelmektedir.

Eski bir yerleşim yeri olan ilçe merkezi hem Selçuklular hem de Osmanlılar döneminde Türk Aşiretleri tarafından bir yerleşim birimi olarak ta kullanılmıştır. Çukurovada yaşayan Yörük ve Türkmenlerin yayla yeri olmuştur. 1360lı yıllarda Ramazanoğulları döneminde Karaisa Beye bağlı bir uç beyliği görevi görmüştür. Adanadan Kayseriye giden kervan yolu Karsantı güzergâhından geçerdi. Bu noktada Aladağ önemli bir geçit noktasıdır. Yavuz Sultan Selim Han döneminde Ramazanoğulları ile birlikte Osmanlı Beyliğine katılan bölge, Ramazanoğullarının zayıflaması ve Osmanlı Devletinin gerilemeye başlaması ile birlikte Karsantıoğullarının hâkimiyeti altına girmiştir. Karsantı adı da zamanla bu şekilde yer edinerek bölgenin merkezi için kullanılmıştır.

Kanuni Sultan Süleymandan hemen sonra, 1572 yılında Osmanlı Katipleri bölgeye gelerek yerleşik köylüler ve göçebelerin isimlerini defterlere kaydettiler. İlgili salnamede, bölgenin en önemli idari birim adı Meydan Mezrasıdır. Diğer bir adı da (Parsbit Kalesidir).

Çukurova 1600lü yıllardan hemen sonra büyük göçlere ve sosyal çatışmalara sahne oldu. Kovgun Dönemi olarak isimlendirilen aşiretlerin derebeylerinin, egemen olduğu, çatışmaların yaşandığı bu dönemde Bozdoğan Aşiretine bağlı topluluklar bölgeyi ele geçirdiler. Ramazanoğulları dönemindeki yapı bozuldu, Bozdoğanın kolları olan Menemenci Aşireti Karaisalı Bölgesinde, Sırkıntı Aşireti ovalık Kozan Bölgesine, Karsantı Aşireti de Meydan Kalesi ve civarına yerleşti. Karsantı Aşireti içinden Karsantıoğulları Derebeyleri 1700 -1865 yılları arasında bölgeyi yönettiler. Bu dönemde Menemenci Aşireti ile Karsantıoğullarının hakimiyet kavgası, bölgenin sosyal ve ekonomik hayatını olumsuz yönden etkiledi. 1808 yılında, Menemenci Aşireti Meydan Kalesi eteklerinde Karsantıoğulları ile kanlı kavgaya tutuştu. Karsantıoğulları yenildi. Bölge, Karaisalının idari alanı içinde kaldı. Karaköy adı ile 1835 yılından itibaren, Karaisalı İlçesine bağlı bucak merkezi olmuştur. 1860 yılında Adana Valisi Halil Paşa, Karsantıya (Aladağ) yaylaya çıkan Karahacılı Aşiretini Sarıçam bölgesine iskan etti. Yine bu dönemde, Aladağ Yaylalarında yaylayan Yörükler Çukurovanın muhtelif yerlerine yerleştirilmişlerdir. 1865 yılında Osmanlı reform ordusu Fırka-i İslahiye Çukurovaya geldi. Osmanlının zayıf döneminde yöre halkı yoksul düşmüş, bazı sosyal olaylar patlak vermiştir. O dönemde yani 1800lü yılların ortasında burası teşkilatlı bir nahiye olmuştur. Bazı dini okullar açılmıştır. Ne yazık ki ardı ardına patlak veren savaşlar halkı bezdirmiş; erkekler ölmüş kalanlar da perişan olmuştur. Asker kaçakları buralara gelerek eşkıyalık yapmaya başlamış ve yazın yaylalara çıkan aşiretleri (Yörükleri) soymaya başlamışlardır. Ağır vergiler getirilmiş halk Osmanlıdan kaçar olmuştur. O zamanlar Adana Halep vilayetine bağlı bir kaza iken Adanaya bağlı iki nahiye vardır. Birisi Misis diğeri Karsantı nahiyesi. Karsantıoğullarındaki bu isyan girişimi üzerine Osmanlı hükümeti buraya bir ordu gönderir ve Karsantıoğulları aşiretini İslahiyeye yerleştirmek ister. Karsantıoğlu aşireti bunu kabul etmez. O dönemde Karsantı nahiyesine 36 köy bağlı iken bu köylerden bir kısmı Sarıçam dolaylarında yerleşik düzene geçirilir.

Böylece kontrol daha kolay olacak, daha kolay vergi toplanacak, askerden kaçmalar önlenecek ve boş arazilerin işlenmesi sağlanacaktır. Karsantıoğlu beyi bu iskan girişimine karşı çıkar ve Derviş Paşanın emriyle üzerine asker gönderilerek yakalatılır.

Karsantıoğlu beyi ve aşireti Karataş ilçesinde gemilere bindirerek Rumeline yollanır.

Boşalan bu araziye 1860lı yıllarda Fekede bulunan Mansurlu aşiretinden dört aile getirilmiş ve bugünkü Aladağ ilçesinin merkezinde bulunan Mansurlu köyü kurulmuştur. Bu aileler buradaki arazileri işlerler, bahçeler kurarlar, hayvancılıkla uğraşırlar. Bir kısım madenleri, özellikle demir madeni, işleyip kütük halinde ihtiyacı olan illere develerle naklederler. Ormanlardan kesim yapıp sallarla Adanaya nakledip buradan da denize indirirler.

1868 yılında reform hareketleri başlayınca Karsantının merkez olması göz önüne alınarak nüfusu artırmak amacıyla, şimdi Yahyalı ilçesine bağlı Faraşa Köyünden

70 hane kadar Rum buraya yerleştirilmiş ve Karaköy adını almıştır. Bu yeni gelen Rum aileler sanatkar olması sebebiyle imar faaliyetlerine girişmişlerdir. Tarla ve toprak karşılığında Müslüman nüfusa ev, okul ve demir işleme işlerini yapmışlar ve böylece toprakların çoğunu ele geçirmişlerdir.

19. yy.da Aladağlar ve Karsantı Yöresi aynı zamanda iç çatışmalar sonucu bulunduğu toprakları terk eden aşiret ve ailelerinin sığınma yeri oldu. Ceritler Köyü sakinleri, Ceyhan Yöresindeki Ana Aşiretten parçalanarak gelen bir gruptur. Kadirli Yöresindeki Danişmentli Türkmenlerinden olan Yağbasan Aşireti de bu şekilde bölgeye sığınan ve iskan olanlardandır. Bozdoğana bağlı Kabasakal Aşiretinin bölgeye yerleşim hikayesi de buna benzemektedir.

19. yy. sonlarında, Avrupa devletleri Karsantı yöresinde maden işletmeciliği ile yakından ilgilendi. Bölgenin demir ve krom madenlerinin işletme hakları Fransız ve onlarla işbirliği yapan Rum ve Ermenilere verildi. Aynı dönemde, Karsantı Bölgesi (Aladağ), Çukurova Kentlerinin kereste ihtiyacını da karşılıyordu. Seyhanın kolları olan Zamantı Çayı üzerinden sal taşımacılığı ile keresteler Adanaya getiriliyor ve şehirdeki atölyelerde işleniyordu.

Çukurovayı çevreleyen Toros Dağlarının karlı dağları, vadileri ve Seyhan Nehrinin geçtiği coğrafyada tarihin önemli kültürel izlerine rastlanır. İmamoğlundan Aladağa giderken tepelik ve sulak alanlarda Roma ve Bizans Döneminin kent uygarlığının önemli eserleri vardır. Bunlar; Akner ( Eğner), Roma Köprüsü, Mazılık Harabeleri, Barcıbert (Meydan Kalesi), Kayalika (Gireği Kalesi), Akören Harabeleri, Tamrut ve İşa Kalesidir. Bu merkezler; Roma Döneminde kurulan, Bizanslılar zamanında Hıristiyan inanç kültürünün geliştiği yerlerdir. Ortaçağ Haçlı Seferleri sırasında, bölgenin stratejik merkezi görevini Barcıbert (Meydan Kalesi) üstlenmiştir.

Cumhuriyet Dönemi Aladağ İlçesi

1926 yılında Atatürkün emriyle buradaki Rumlar, Mübadeleyle Mersinden gemilere bindirilerek Yunanistanın Selanik şehrine bağlı Deryapladiye gönderilmiştir. Karşılığında oradaki Türkler İstanbula getirilir. Böylece Karsantıda hiçbir Rum aile bırakılmaz. Buradaki nüfus azalınca ormanlar bir yasayla devlete mal edilir. Devlet ormanları halka ücret karşılığında belirli bir plan dâhilinde kestirir. Halkın çoğunluğu geçimini ormancılıkla karşılarken tarım ver hayvancılık da yapılmaktadır.

Yeni Türk devletinin yurdun her yanında başlattığı kalkınma çalışmaları Karsantıda başlar. Köy kanunu gereği yolların yapımı için girişimde bulunulmuştur.Bunun için Adanaya Atatürk geldiği zaman Karsantıdan bir heyet Adanaya gelir.

Heyetin başında Yusuf Çavuş isminde bir zat bulunmaktadır. Atatürke dileğini anlatmak için müsaade ister fakat içeri alınmaz. Yusuf Çavuş sızlanmaya başlar, bu sızlanmaları duyan Atatürk Kim o diye sorduğunda Efendim, Karsantılı bir köylü gelmiş sizinle görüşmek istiyor, biz de içeri almak istemedik. derler. Atatürk kızar ve Çabuk içeri alın diye emir verir. Yusuf Çavuş huzura varınca, Atatürk: Kısa ve öz konuş!der. Yusuf Çavuş da Sayın Paşam hazinelerimiz çok anahtarımız yok. demiş. Atatürk Anladım oğlum yol istiyorsunuz değil mi demiş. Evet Paşam! cevabını vermiş. İlçelik ve bazı isteklerde bulunmuşsa da onları daha sonra düşünürüz diyerek yetkili memurlara emir vermiş: Bu adama bir yetki yazısı yazın. Yusuf Çavuşa gerekli yazı verilir onu yol çavuşu yaparlar. O da tüm köylüleri imece usulüyle çalıştırarak yol çalışmasına başlar. Tren yolu yapacağız diyerek bazı kayalar delinmiş barut doldurularak patlatılmıştır. 1934 -1940 yılına kadar yaklaşık 30 km. yol açılmıştır. Tabii ki etütsüz olduğundan sağlıklı bir yol açılmamıştır. O dönemlerde ulaşım genellikle at sırtında yapılmaktadır. Nehir kıyısındaki köylü kereste nakli yapmak için Adanaya kadar salcılık yapılmaktadır. Bir kısım halk ulaşımını salla gerçekleştirmişlerdir. 1950li yıllarda kamyon girmiş halk rahatlamıştır. 1973 yılında belediye teşkilatı kurulmuş ve ismi de Karsantı olarak değiştirilmiştir. Coğrafî yapısı nedeniyle idarî yönden kolaylık sağlanması amacıyla 09.06.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla Aladağ ismi verilerek ilçe yapılmıştır (Aladağ Kaymakamlık Arşivi,2003).

30 Mart 1920nin Önemi

30 Mart 1920 günü Aladağ(Karsantı) ilçesinin düşman işgalinden kurtuluş günüdür. Fransız bayrağının dalgalandığı hükümet konağına Türk bayrağı o gün dalgalanmıştır. Karsantıya giren müfreze Mustafa Kemalin Sivas Kongresi sırasında görevlendirdiği ilk düzenli Kuva-yı Milliye Komutanlığıdır. Mustafa Kemal Paşa Sivastan Batı Çukurova Milli Kuvvetler Komutanı olarak tayin ettiği Sina Paşa şu emri yollayarak Çukurovanın düşmandan kurtuluş ışığını vermiştir;

- Halk kendi iradesiyle bağımsızlığını kazanacaktır.

- Karaisalı da toplanan Milli kuvvetler, Adanaya yürüyerek, Fransızları ve onlara yandaş olan Ermenileri denize dökeceklerdir.

İşte bu emri alan Milli Kuvvetler Komutanı Sina Paşa, Karaisalıya varmak ve Milli Kuvvetler Komutanlığını oluşturmak için kurtuluş yolunu Aladağ(Karsantı)olarak görmüştür. Bölge halkının neredeyse tamamının Türk olması, bunun yanında düşmanın burada zayıf olması onu Karsantıya götürmüştür. Sinan Paşa, Karsantıya girmiş ve kolaylıkla düşmanı etkisiz hale getirerek, ay yıldızlı al bayrağı dalgalandırmıştır. Bu bayrak düşmanın 17 Aralık 1918 günü başlayan işgalinden sonra ilk kurtuluş meşalesidir. Karsantı gibi bir nahiye kurtarılmıştır. Bu şekilde hem Kuva-yı Milliyeciler moral bulmuşlar, hem de Karaisalı yolu Milli Kuvvetlere açılmıştır. Karaisalıya hareket sırasında Karsantı ve çevresinden Milli Kuvvetlere onlarca kişi katılmıştır. Karaisalıda Karsantı Müfrezesi kurularak, bu müfreze onlarca şehit vermesine rağmen Sinan Paşa ile birlikte Batı Cephesinde düşmanı İzmirden denize dökene kadar mücadele vermiştir.

Milli Kuvvetler Komutanlığı nın 1 Nisan tarihinde Karaisalıya girişi ile birlikte Milli Kuvvetler Komutanlığı kurularak düşmanla düzenli birlikler halinde savaş başlamıştır. Kuva-yı Milliyle ruhu kısa zamanda tüm Toroslarda cereyan ederek Andırın, Kadirli, Pozantı, Kozan, Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli ve tüm Çukurova düşman işgalinden kurtularak bağımsızlığına kavuşmuştur.Bu anlam ve önemle Karsantı tarihinde 30 Mart 1920 günü, bir şeref ve onur günüdür. Bu gün ilelebet bu topraklarda ay yıldızlı al bayrağın dalgalanacağının en büyük müjdecisi olduğu gibi, aynı zamanda en büyük ispatıdır.